İstanbul
Kapalı
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

İPİNİ KOPARAN BURADA

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

İstanbul büyük şehir.

Büyükten de öte.

Hormonlu.

Şiştikçe şişiyor.

Patlayacak patlayamıyor.

Patlayan, 20 milyona varan İstanbullu.

Hoş, "İstanbullu" sözü pek doğru değil.

İstanbullu kalmadı.

İpini koparan İstanbul'a doluştu.

Ne de olsa, İstanbulun taşı toprağı altın.

Duyan, altından pay almak için koşuyor.

İstanbul'da altın yok.

Bırakın altını, bakır, teneke bile yok.

Ancak ışıl ışıl.

Herkesi çekiyor.

Doğu.

Güney.

Kuzey.

Batı...

Her yerden, her bölgeden insan akıyor, yedi tepeli şehre.

Yetmiyor.

Afrikalı.

Yetmiyor.

Suriyeli.

Yetmiyor.

Gürcüsü, Moldovalısı... Geliyor.

Daha ilginci, kapısından vizesiz giremediğimiz ülkelerin insanları da akıyor İstanbul'a .

Kent, her gün artan nüfusu taşıyamıyor.

Kenti yöneticiler değil, kentli yönetiyor.

Trafik, tam bir keşmekeş.

Dört tarafı denizle çevrili İstanbul'da deniz trafiği hala kullanılmıyor.

Ekonomiye getirim sağlayan her fabrika, işletme ve kurum özelleştiriliyor.

Deniz taşımacılığı da bu modadan nasibini aldığı için, yeterli verim alınamıyor.

Kent içinde bir semtten diğer semte gitmek adeta işkence.

Hele Avrupa'dan Anadolu'ya geçmek.

Ya da tam tersi Anadolu'dan Avrupa'ya gitmek.

Bunun için önce sabır gerekiyor.

Sonra da sinirlerin alınmış olması.

Trafik nedeniyle halk, İstanbul'un güzelliğini yaşayamıyor.

Pazar günü ailece deniz kenarına gitmek.

Boğaz keyfi yaşamak.

Adalar'da piknik yapmak.

Ormanda yürüyüşe çıkmak.

Mümkün ancak zor.

Hem gidişte hem de dönüşte saatlerce trafik çilesi çekmeyi göze almak gerekir.

Bir de gidilen yerlerde kalabalık içinde kaybolmamak.

İstanbul'u yönetenler,

Sanki koza içinde yaşıyorlar.

Sanki şehri hiç gezmiyorlar.

Gökdelenlere izin verenler, alt yapıyı hiç düşünmüyor.

Trafiği hesaba katmıyor.

Yapılan binalara yeterli otopark yapılmasını şart koşmuyor.

Şehri planlayanlar, şehrin yağmalanmasına izin veriyorlar.

Çirkin gökdelenler.

İşlevi olmayan AVM' ler nedeniyle İstanbul'un silueti bozuluyor.

Gecekondu mahalleler.

Kurtarılmış bölgeler artıyor.

Köyden gelen, İstanbul'da kendi köyünü kuruyor.

Bu köyde örf adet ve geleneklerini yaşatıyor.

Belediyeler, oy ve rant uğruna buna göz yumuyor.

İstanbul, kendini yönetemeyenler nedeniyle çirkinliklere gebe kalıyor.

Güzellik uğruna sürekli estetik olup,

Botoks yaptıranlar gibi güzelliğini kaybediyor.

Onlarca, yüzlerce milyon harcanarak dikilen çiçekler dahi İstanbul'u bir sis gibi sarıp sarmalayan çirkinliği yok edemiyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *