İPİNİ KOPARAN BURADA
İstanbul büyük şehir.
Büyükten de öte.
Hormonlu.
Şiştikçe şişiyor.
Patlayacak patlayamıyor.
Patlayan, 20 milyona varan İstanbullu.
Hoş, "İstanbullu" sözü pek doğru değil.
İstanbullu kalmadı.
İpini koparan İstanbul'a doluştu.
Ne de olsa, İstanbulun taşı toprağı altın.
Duyan, altından pay almak için koşuyor.
İstanbul'da altın yok.
Bırakın altını, bakır, teneke bile yok.
Ancak ışıl ışıl.
Herkesi çekiyor.
Doğu.
Güney.
Kuzey.
Batı...
Her yerden, her bölgeden insan akıyor, yedi tepeli şehre.
Yetmiyor.
Afrikalı.
Yetmiyor.
Suriyeli.
Yetmiyor.
Gürcüsü, Moldovalısı... Geliyor.
Daha ilginci, kapısından vizesiz giremediğimiz ülkelerin insanları da akıyor İstanbul'a .
Kent, her gün artan nüfusu taşıyamıyor.
Kenti yöneticiler değil, kentli yönetiyor.
Trafik, tam bir keşmekeş.
Dört tarafı denizle çevrili İstanbul'da deniz trafiği hala kullanılmıyor.
Ekonomiye getirim sağlayan her fabrika, işletme ve kurum özelleştiriliyor.
Deniz taşımacılığı da bu modadan nasibini aldığı için, yeterli verim alınamıyor.
Kent içinde bir semtten diğer semte gitmek adeta işkence.
Hele Avrupa'dan Anadolu'ya geçmek.
Ya da tam tersi Anadolu'dan Avrupa'ya gitmek.
Bunun için önce sabır gerekiyor.
Sonra da sinirlerin alınmış olması.
Trafik nedeniyle halk, İstanbul'un güzelliğini yaşayamıyor.
Pazar günü ailece deniz kenarına gitmek.
Boğaz keyfi yaşamak.
Adalar'da piknik yapmak.
Ormanda yürüyüşe çıkmak.
Mümkün ancak zor.
Hem gidişte hem de dönüşte saatlerce trafik çilesi çekmeyi göze almak gerekir.
Bir de gidilen yerlerde kalabalık içinde kaybolmamak.
İstanbul'u yönetenler,
Sanki koza içinde yaşıyorlar.
Sanki şehri hiç gezmiyorlar.
Gökdelenlere izin verenler, alt yapıyı hiç düşünmüyor.
Trafiği hesaba katmıyor.
Yapılan binalara yeterli otopark yapılmasını şart koşmuyor.
Şehri planlayanlar, şehrin yağmalanmasına izin veriyorlar.
Çirkin gökdelenler.
İşlevi olmayan AVM' ler nedeniyle İstanbul'un silueti bozuluyor.
Gecekondu mahalleler.
Kurtarılmış bölgeler artıyor.
Köyden gelen, İstanbul'da kendi köyünü kuruyor.
Bu köyde örf adet ve geleneklerini yaşatıyor.
Belediyeler, oy ve rant uğruna buna göz yumuyor.
İstanbul, kendini yönetemeyenler nedeniyle çirkinliklere gebe kalıyor.
Güzellik uğruna sürekli estetik olup,
Botoks yaptıranlar gibi güzelliğini kaybediyor.
Onlarca, yüzlerce milyon harcanarak dikilen çiçekler dahi İstanbul'u bir sis gibi sarıp sarmalayan çirkinliği yok edemiyor.
