KIYAMET KOPMUŞ ASLINDA!
Bayram bahane,
Ege’de tatil şahane.
Biz de, bayramı bahane edip,
İstanbul’un o KORKUNÇ trafiğinden,
Kasvetinden,
Taş yığınından kaçanlardanız.
Şöyle bir Ege’ye uzandık.
Sonbahar’ın sonunu yaşayan,
Ege’ye.
Ege müthiş…
Bağlar bahçeler,
Yeşillikler,
Kazmayı vurduğun her yerde şu fışkıran,
BİTEK topraklar.
Kırkağaç kavununun hasını,
Çekirdeksiz üzümün altın renkte olanını,
Portakalın,
Mandalinanın en iyisini,
Hep bulduk ve bagajımıza doldurduk.
Sonra ver elinin,
Selçuk.
TÜRK İmparatorluğunun adını taşıyan kente,
Tarih kokan kasabamızı doya doya gezdik.
Sonra Efes.
Gez gez bitmiyor.
İnsan orda geçmişi yaşıyor ve de adeta büyüleniyor.
Kurulan uygarlığa,
Yaratılan harika eserlere ve de tarihe baktıkça ürperiyor.
Sonra MERYEM Ana’nın yaşadığı rivayet edilen,
O dağ başındaki antik kente uzanıyoruz.
Mekânda bir ulviyet,
Bir sessizlik var,
Belli ki Hıristiyan kardeşlerimiz HACI olmaya gelmişler.
Meydanda koca bir dilek ağacı var.
Dileklerden çoğu Rusya ve İngilizce yazılmış.
Kızım yere düşenlerden bir iki not alıyor.
İnanmayacaksınız ama
İlk açtığımız notta;
“Meryem Ana Başbakanın istifa etmesini sağla ” yazıyordu.
Dilekler oraya kadar uzandığına göre,
Memleketin halini varın süz düşünün,
Sonra, Maya takvimine göre,
Kıyametin bir türlü “KOPAMADIĞI” yere,
Şirince’ye yöneliyoruz.
Şirince muhteşem bir yer,
Mavi gözlü Selanik (mübadele) göçmeni kardeşlerimizin yeri.
Hepsi uygar ve de güler yüzlü.
Bağlar, zeytin ağaçlara, incir bahçeleri arasından geçip varılan bir yer.
Dağın tepesinde müthiş havadar şirin bir köy.
Ama beldede geldiğim ilk yıllara göre bir gariplik var.
Turist hücumuna uğramış.
Ortalıkta o kadar turist otobüsü var ki,
Bazıları park yeri bulamadığından,
Tehlikeli biçimde uçurum kenarına bile park etmiş
Bu arada telefonum çalıyor,
Hattın ucunda Çapa Kadın Doğumun Servisinin, şirin, başhemşiresi ve de benim dünya güzeli kardeşim Nalân arıyor.
Bayramlaşıyoruz;
“Ağabey iki günce Şirince’deydik, muhteşemdi” diyor.
Nalân’a;
“ Artık benim Şeyhimsin,
Senden el alacağım” diyorum.
Çünkü ben Şirince’ deyken,
Sen aradın.
İçine mi?
Doğdu kız diye soruyorum?
Sonrası Şirince sefası.
İlk olarak, Atatürk’ü ATA BABA olarak gönlüne oturtan Salih kardeşim gülen yüzü ile bizi karşılıyor.
Sonra,
Rumeli-Selanik-Balkanlar üçgeninde kayıp topraklarımızın yiğit evladı,
Kardeşim Bülent”in incecik bol kıymalı gözlemelerini götürüyoruz.
Anacığı hala ocak başında alın teri,
Ekmek parasını kazanıyor.
Bülent’ten, yaz için, kışın vuracağı av hayvanlarından tahtalı ve de tavşan sözü alıp,
Hanımın ve kızımın mahalle baskısına dayanamayıp,
Alış veriş için İstanbul”a göre iki kat pahalı şirince pazarına dalıyoruz.
Görüntü artık Şirince eski şirince değil,
Tatil-TUR şirketlerinin listesinin başında.
Her turda artık ŞİRİNCE yazıyor
Herkes orada.
Fiyatlar yükselmiş.
10 yıl önce 50 milyar ederi olan evler,
Şimdi 200 bin dolar olmuş
Gözleme bile katlanmış.
Hediyeliklerin çoğu İstanbul menşeli.
Yerli üretimler ise ateş pahası,
Selçuk’ta bir liraya aldığını burada 2 liraya buluyorsunuz.
Özetle Gönül dostları,
Şirince’de, bu Şirinler Beldesinde kıyamet kopmuş aslında,
Ama Maya Takvimi anlamında değil.
Fiyatlar anlamanda.
Ve de gelen turist yoğunluğu anlamında.
