BU HASTANEYE DÜŞEN YANDI!
Yiğidi öldür, hakkını inkâr etme.
AKP, açtığı sağlık ocakları ile bir çığır açtı.
Aralarında iyisi de var, kötüsü de.
İyilerin sayısı fazla.
Telefonla ya da internet ile randevu alınıyor.
Bekleme, sadece randevu almayan hastalara özgü.
Sağlık ocaklarındaki doktorlar da iyi niyetli.
Zaten bir süre sonra belde sakinleri ile dost olunuyor.
Ne yazık ki; sağlık ocaklarının kapasitesi yeterli değil.
Basit teşhisler dışında tedavi yapılamıyor.
Böyle durumlarda doktorlar, devlet hastanelerine yönlendiriyorlar.
İşte burada film değişiyor.
Her ne kadar randevu alınarak gidilse de, yoğunluk nedeniyle aksamalar ve bekleme oluyor.
Bugün, SGK'lılara bakan özel hastanelerin aldığı ücrete pek değinmeyeceğim.
Konumuz bu hastanelerin içler acısı durumu.
Ve hastanelere giden hastaların çektiği sıkıntılar.
Okurumuzun annesi 80 yaşında.
Polis emeklisi.
Sıkıntısı; kemik erimesi.
Yaşlıların, özellikle de kadınların baş belası olan 'Ostropoz' hastalığı için Çapa Tıp Fakültesi'nde yıllarca tedavi görmüş.
Kendisine iyi davranılmış.
Saygı görmüş.
Tedavi için uğraş verilmiş.
Daha doğrusu, bu hastalığın kesin tedavisi olmadığı için ağrıları azaltılmaya çalışılmış.
M.Ö, tüm ağrılarına rağmen her gün yürüyüş yapmayı ihmal etmemiş.
Yürürken de sokaktan felçli çocuklara yardım için mavi kapak toplamış.
Bir hafta önce, yürüyüş sonrası eve dönerken ağrıları artmış.
Dinlenince geçer, diye düşünerek uzanmış.
Hastalığını tanıdığı için iki gün evden çıkmayıp, dinlenmiş.
Ancak ağrılar azalacağına artmış.
Oğlu ve kızı annelerini biraz da zoraki, hastaneye götürüyorlar.
Çapa uzak olduğu için, Bağcılar Araştırma Hastanesine gitmişler.
Yeni bir hastane.
Dıştan cilalı.
İçi, anlatılmaz, yaşanır.
Acil servis ana baba günü.
Yaşlı kadın, oturacak ye bulamadığı için sıranın gelmesini ayakta beklemiş.
Bir saat.
İki saat.
Üçüncü saatin sonunda sıra gelmiş.
Odada iki doktor var.
Biri masanın kenarına oturmuş, diğeri masanın arkasındaki koltukta, sohbet ediyorlar.
Masa üzerinde oturan stresten sakız çiğniyor.
Sohbet ederlerken, ağzında sakız olanı, yüzüne dahi bakmadan, sakızı çiğnemeye devam ediyor;
-Buyur teyze.
Gördüğü manzaradan pek hoşnut olmayan yaşlı kadın lafı uzatmıyor:
-Oğlum sağ kalçam yanıyor, acı dayanılmaz.
Doktorlar tepkisiz.
Ağzında sakız olanı:
-Bir film çektirin, diyor.
Film çekme de ayrı bir eziyet oluyor.
Doktor, filme bakıp, sakızı ağzında çeviriyor:
-Bir şey görünmüyor.
Yaşlı kadının acıdan gözleri doluyor.
-Oğlum sağ kalçam acıdan yanıyor.
Diğer doktor devreye giriyor:
-Kırık yok, çıkık yok, özetle bir şeyin yok.
-Ya acılarım, diye inliyor yaşlı kadın.
Doktor, yüzüne bile bakmadan;
-Gidebilirsin, diyor.
Yaşlı kadın ısrarını sürdürüyor.
-Evladım, muayene etmeyecek misinizin.
Ağzında sakız olanı;
-Filmde bir şey görünmüyor, neyini muayene edelim, diye biraz da ters cevap veriyor.
Yaşlı kadın son defa deniyor şansını:
·-Bir tedavi uygulamayacak mısınız?
Doktorlar aynı cevabı tekrarlıyorlar;
-Gidebilirsiniz.
Doktorların tavrı yaşlı kadını yürekten yaralar.
İçini kaplayan acı, kalçasındaki acıyı unutturur.
Yaşlı gözlerle hastaneyi terk eder.
SGK'lı diğer özel hastanelerde de benzer durumlar yaşanıyor.
Peki, suçlu kim?
Hükümet mi? Zannetmiyorum.
Bu durumda çuvaldızın sağlık bakanlığına batırılması gerekiyor.
