İstanbul
Kapalı
28°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Bosna Hersek'te Mesnevi Dersleri...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Mesnevi, Osmanlıların Bosna'ya girdiği XV. yüzyıldan beri burada tanınmaktadır.

Osmanlı askerlerinin çoğu, çeşitli tarikatlere bağlıydılar. Bir şehri veya beldeyi fethettikten hemen sonra, oraya tekkeler yapıyorlardı.

Bosna da bu uygulamanın dışında değildi.

Saraybosna şehrinin kurucusu İsa Bey İshakoviç,

XV. yüzyılda bir kervansarayda yolcular ve tacirler için bir misafirhane yaptırdı. Buranın 1469"da yazılmış vakfiyesinde tekkenin mevlevi veya başka tarikatlere ait olduğuna dair bir ifade görülmüyor.

Ama bu tekkenin mevlevilere ait olduğu kuvvetle muhtemeldir; çünkü burası yapıldıktan iki asır sonra Muhammed el-Bosnevi adında biri tarafından kopye edilen ve Saraybosna'da Dr. Fehim Nametak'a ait bulunan bir Mesnevi nüshasının son sayfasına adı geçen şahıs şunları yazmıştır.

''Bu güzel ve eşsiz nüsha, yüce Allah'ın lutfu ve yardımıyla, insanların beğenisini kazanacak tarzda ve üslupta Mevlana bendesi, dervişlerin en zayıfı Muhammed el-Mevlevi el-Bosnevi'nin kırık dökük kalemiyle, Saray şehrinde mevlevi dervişleri için bina ve ihya olunan yeni zaviyede yazıldı. Sene 1058-1648.

Bu tekke, Bosnada en meşhur mevlevihanelerden biri sayılır. Tarih boyunca birkaç kez yanıp harap olmuş ise de tekrar onarılarak ihya edilmiştir.

Nihayet 1957 senesinde tamamıyla yok oldu ve ondan sonra da artık yeniden yapılmadı.

İlginçtir ki mevlevihanede, buranın son şeyhi, Bosnalı Dede'nin asası korunuyormuş; o da kaybolmuş!

Osmanlı döneminden beri mevleviliğe mensup dervişler, Bosna'nın en iyi şair ve yazarlarından idi.

Derviş Paşa Bayezidagiç, 1552-1603:

Son birkaç asırda, Şirazlı Sadi ve Hafız'ın kendi zamanlarındaki şöhretlerine sahipti.

Bosna'daki bütün şair ve yazarların öncüsüdür. Türkçe ve Farsça divanları vardır.

Derviş Paşa, Mesnevi gibi bir eser nazmetmeyi düşünmüş, fakat arzu edilen bir neticeye ulaşamamıştır.

Mostarda Darü'l-Mesnevi'yi kurmuştur. Vefatından sonra buradaki öğretim görevini Fevzi-yi Mostari üstlenmiştir. Derviş Paşa, Hafız, Sadi ve Mevlana'nın eserlerine yazdığı şerhlerle tanınmış olan Sudi'nin öğrencisidir. Sudi'nin Mesnevi Şerhi'nin, Hafız'ın Divanı ile Sadi'nin Bostan ve Gülistanına yazdığı şerhler kadar tanınmadığı söylenir.

Şeyh Fevzi'yi Mostari, Bülbülistan adlı kitabın müellifidir. Mostarda mevlevilerin şeyhi idi. Bosnada Farsça yazan şairlerin en önemlisidir.

Hiç İrana seyahat etmemiş olduğu halde, Mevlana'nın eserlerini okuyarak Farsça'yı iyice öğrenmiş ve böyle değerli bir kitabı telif etmiştir.

Şunu da belirtmeliyiz ki Mesnevi dersi verenler sadece mevlevi tarikati şeyhleri değildi.

Diğer tarikat şeyhleri arasında da ünlü mesnevihanlar vardı. Rivayetlere göre mutasavvıf olmayan alimler dahi Mesnevi'yi şerhediyorlardı..

Dolayısıyla denilebilir ki XVIII-XIX. yüzyıllarda Sarayevo'da Farsça bilmek, toplumda seçkinlik vesilesi idi. Farsça, genellikle resmi dil olan Türkçe ve ilim dili olan Arapça'nın yanında edebiyat dili olarak, işlev görüyordu.

Osmanlı devletinin çekilip Avusturya'nın idareye gelmesinden sonra da Bosna-Hersek'te Mesnevi sohbetleri aynen devam etti. O zamanlar Yugoslavya Reisü'l-ulema'sı Cemaluddin Çavuşeviç idi.

O, İstanbul'daki tahsili sırasında mevlevilerle tanışmıştı. Üstadı, Hacı Mehmed Esad Dede idi. Ondan Farça'yı ve Mesnevi'nin inceliklerini öğrendi. Sonra Sarayevo'ya gelip; Reisü'l-ulemalık makamına geçince bu şehrin mesnevihanı da oldu.

20 yıl mesnevihanlık yaptı; öğrencilere, meraklılara ders verdi. Vefatından sonra yakın dostu Mustafa Merhemiç, kendi evinde Mesnevi sohbetleri yapmaya başladı. Bu zat, şeb-i arus törenlerinin başlatıcısıdır. Her yıl Mevlâna Celaleddin'in yüksek hatırası canlandırılır ve Hakk'a yürüdüğü gün, kutlama yapılırdı.

Merasimin adı da Mevlana'nın meşhur gazellerinin birinden seçilmiştir:

''Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı bende bu dünyanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma, bu çeşit bir şüpheye düşme.

Benim için ağlama, ''yazık yazık!'' deme; şeytanın ayranına düşer, düzenine kapılırsan yazık olur, yazık yazık demenin sırası gelir.

Cenazemi görünce; ''ah ayrılık, ayrılık!'' demeye kalkışma; kavuşup buluşmam o zamandır benim.

Beni kabre indirip bırakınca; ''elveda, elveda!'' deme; çünkü kabir, can topluluğunun bir perdesidir.''

Kaynak: akademik semazen...

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız