İstanbul
Kapalı
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

Azrail bile korkutamadı, ama şu anda korkuyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

"Gözü pek yiğit polis arkadaş

Bu ocak kutsal bir ocaktır

Vatandaşın canı malı namusu

Ve huzuru sana emanet edilmiştir

Bilgili ve inançlı yüreğine,

Sadakatle bağlandığın

Teşkilatına amirlerine güven

Kanunlara bağlı ol

Sen şehitler vermiş bir teşkilatın mensubusun

Adalet için ettiğin yemini unutma "

Mesleğini seviyordu.

Bu öylesine bir aşktı ki; uğruna ölümü göze alırdı.

Azrail ile defalarca dans etti.

Vurdu.

Vuruldu.

Ancak ilkelerinden vazgeçmedi.

Dürüstlüğü.

Vatan sevgisini.

Kanunlara saygıyı.

Halkın huzurunu sağlamayı… Şiar edindi.

Ömür, değil onuru seçti.

Rüşvetin adını dahi anmadı.

Sadece bir defa kendisine rüşvet verilmek istendi.

Kabaca geri çevirdi.

Fakat aylarca gözünü uyku tutmadı.

"Nasıl oldu da rüşvet alacağımı düşündüler.

Onlara bu cesareti kim verdi? Nasıl bir yanlış yaptım! "diyerek

Geceleri kendini, kendi vicdan mahkemelerinde sorguladı.

Hâkim oldu.

Savcı oldu.

Sanık oldu.

Sonunda kendini akladı ve karabasanlardan kurtuldu.

Uzunca süredir emekli.

Ülkenin, yolsuzluk tapeleri ile çalkalanmasını hayretle izliyor.

Polisin, görevini yapmaması.

Sürekli bir tarafın hizmetine girmesi.

Halkın değil, güçlülerin haklarını korumaya çalışması.

Şiddeti, öldürecek kadar sever olması.

Hırsızları yakalamak değil, korumak için mücadele vermesi.

Politize edilmesi.

Cesaretinin kırılması.

Mesleğe uzun yıllar hizmet eden emniyet müdürünü çok üzüyor.

Polisin, sadece iktidar ve birileri adına hizmet veriyor olmasının;

Teröristleri.

Hırsızları.

Uyuşturucu tacirlerini… Mutlu ettiğini düşünerek acı çekiyor.

Napolyon'un polis nazırının;

"Her şeyi affederim, polisime silah çekeni affetmen" sözünü hatırlatıp,

Kürt milletvekillerinin polisi tokatlamasına sessiz kalınmasının büyük hata olduğunu düşünüyor.

Polisin elindeki imkânların yasa ile tebliğ ile kararname ile elinden alındığına dikkat çekiyor;

"Bir polis bu şartlar altında nasıl görev yapar?.

Bir bakan ya da milletvekili için nasıl operasyon izni alabilir."

-Türkiye, yolsuzluklar ülkesi oldu, diyor.

Haklı.

Ülkenin üzerini kaplayan yolsuzluk bulutları,

Çocuklarımızın, gençlerimizin dünyasını kararttı.

Bebeler dahi, ayakkabı kutularından çıkan milyon dolarları.

Başbakan ile oğlu arasında geçen telefon konuşmalarındaki milyar doları sorguluyor.

Emekli olunca, şiire merak saldı.

Kendini okumaya verdi.

Mesleğin stresi sona erince sigarayı bıraktı.

Yeniden başlamış.

Neden, diye sorduğumda, güldü:

-Nedeni belli değil mi?

- inan, bir emniyet müdürü olarak yaşananları görünce bırak sigarayı insan esrar içer.

Konu, siyasete ve Uzan ailesine geldi.

Bir dokun bin ah dinle örneği, döktü içini:

-Günahlarını almışız. Uzan"lar, bugünkü siyasilerin yanında ak kaşık.

-Onlar hiç olmazsa baraj kurdular, çimento fabrikaları,

-Bankalar, dünyanın en büyükleri arasına giren GSM şirketi kurdular.

-On binlerce kişiye işve aş verdiler. Ya şimdikiler;

-Çalışan fabrikaları kapattılar,

- Ülkenin göz bebeği tesisleri yandaşlarına yok pahasına sattılar.

Polisi, askere karşı bir güç olarak kullanmak,

örgütlenmek istenmesinin ülke bütünlüğü için çok tehlikeli olduğuna dikkat çekerek;

-Polis; milliyetçi polis, cemaatçi polis AK polis. PKK sempatizanı polis, ulusalcı polis, sol görüşlü polis… Diye kendi içinde bölünmesinin ise

Endişe verici olduğunu belirtiyor ve;

-Korku, hallaç pamuğu gibi atılan polisin, sadece yüreğini değil, zihnini de kanser gibi sarmış, diyor.

Bir dönemin efsane emniyet müdürü, ülkenin içinde bulunduğu durumu kısaca bu açıklamalar ile özetliyor.

Ne yazık ki, bu doğruları dinleyecek, yanlış uygulamaları durduracak,

Yolsuzluk ve soygunlara, kanunun hiçe sayılmasına dur, diyecek hiç kimse ve kurum yok.

Asker mi, dediniz.

Geçin bir kalem.

Bugünkü tablonun tek sorumlusu var, asker.

Silivri deki komutanlar, şapkalarını öne alıp (Şapkaları da yok artık), nerede yanlış yaptık, diye bir düşünsünler.

Yaptıkları açıklamalar, doğruları değil, içine düştükleri güç durumu yansıtıyor.

Neden cesaretli olamadıklarını.

Yanlış karşısında neden cesur davranamadıklarını.

Kanunsuz operasyonlara neden karşı koyamadıklarını.

Genelkurmayın kalbi Kozmik Odaya girmelerine,

En gizli dosyaları odadan götürmelerine, nasıl izin verdiklerini.

Adları yolsuzlukla anılanları iktidara kimlerin getirdiğini…

Hem ülkeyi hem de kendilerini nasıl perişan ettiklerini tekrar tekrar düşünsünler.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *