ÖMER ve DEVLET YÖNETİMİ...
Hz. Ömer; tüm insanlığa İslam dinini kazandırmaya çalışmış, örnek bir şahsiyettir. İslam tarihinde adaletiyle ün kazanmış bir kişidir.
Ömer, kamu hakları hususunda aşırı titizliğe sahip olduğu bilinen bir devlet adamıdır.
Devletin malını kullanma konusunda oldukça duyarlı davranmıştır.
Devletin malını, parasını, aracını ve gerecini kendi şahsi işlerinde kullanmamıştır. Ömer, Halife iken bir gün bir köşede dört büklüm bir vaziyette oturup göz yaşı dökerek ağlıyormuş. Kendisine niçin ağlıyorsun Ey Ömer? diye soranlara; ''Niçin ağlamayayım! Ben ağlamayayım da kimler ağlasın. Ben bir yöneticiyim.
Fırat'ın kenarında bir koyun kaybolsa Rabbim hesabını benden soracaktır'' demiş. Bu söylemiyle mesuliyet ve sorumluluğun ne kadar ağır ve önemli olduğunu ifade etmiştir.
Ramazan ayında, Medineli bir Müslüman Hz. Ömer'i, iftar yemeğine davet etmiştir. Ev sahibi yemek sırasında yalnız Hz. Ömer'e bir kab içerisinde bir içecek ikram eder.
Hz. Ömer, bu nedir ? Diye sorar.
Ev sahibi de; ''ballı şerbettir efendim.'' Sizin için ayırmıştım der. Hz. Ömer, o bal şerbetini içmeyi kabul etmez.
İkram eden ev sahibine ve orada bulunanlara şöyle der; ''Benim yönetimimde bulunan halkımın çoğu içmek için henüz kuyu suyu bulamazken, benim burada bal şerbeti içemem doğru değildir.
Hz. Ömer, Halife olmadan önce oldukça şişman ve kilolu biri iken, halife olduktan sonra yöneticilik yükü omuzlarına yüklenince, mesuliyeti ağır olan bu yükün altında her geçen gün zayıflamıştır.
Ömer; Halife olmadan önce zengin ve varlıklı biri iken, halife olduktan sonra üzerindeki mesuliyet ve sorumluluktan dolayı her geçen gün fakirleşmiştir. Şimdiki yöneticilerle mukayese edecek olursak, tam tersine yokluktan ve iflastan sonra Lortluğa yükseldiklerini görüyoruz.
***
Bakan olduktan sonra kendisine hediye edildiği iddia edilen çok pahalı kol saatinin, vergisini devlete verdiğini iddia edenlere ne söylenir ki..?
38 yaşında hacca gittiğini belirterek parasını ödediğini söylüyor. Biri neden bana beş kuruşluk hediye vermiyor..?
Hediye denilince aklıma gelen şey; ''bir dolma kalem veya paraca ucuz olan şeylerdir.''
Hediye; milyarları tutuyorsa bu hediyelikten çıkar.
Hz.Öner, halife olduktan sonra hanımıyla bir davete gider.
Geri döndüklerinde evde pahalı eşyaları görür ve eşine sorar.
Bu eşyalar nereden geldi deyince eşi, misafirliğe gittiği kişilerin hediye ettiklerini söyler. Bundan memnun olmayan halife; Ben halife olmasaydım, bu kıymetli eşyaları sana vermezlerdi der ve eşyalar Beytül-male gönderir.
Ben şunu beklerdim; ''Ey Yüce TÜRK Milleti, siz beni seçtiniz, meclise gönderdiniz, beni bakan koltuğuna otutturdunuz ama ben bu makamı taşıyamadım, sizden özür diliyorum, hata yaptım deseydi bu millet bunları belki affederdi'' diye düşünüyorum.
Biz neler görüyoruz, 940 lira ile ev kirası vererek, fatura ödeyerek, geçimini sağlamağa çalışan insanlara ne diyebiliriz ki...?
Rüşvet aldıkları iddia edilen kişiler, bu bir alçakça iftiradır diyorlar, ama oğlum evde para varmı sorusuna üç-beş kuruş,
yani; Bir trilyon var diyor. Bu kadar meblağ bir cep haşlığından ibaretse, 940 lira ile geçinmeğe çalışan garibana ne diyeceksiniz...?
Kısaca yapılan şeyleri, Cenab-ı Allah'a bırakalım, O, ne güzel Mevla ve en güzel yardımcıdır.
Dünya malı, benim gibi zügürtlerin çenesini yormaktan başka bir şeye yaramaz...Nasıl olursa, nasıl yaşarsa yaşasın, akıbet, çukura girecekler...
