Bayrağımız, Yüce Türk Milletinin Namusudur...
BİR Türk olarak, her zaman Türk askerini sevdim, saygı duydum, asker olarak da ölmeyi çok arzulamışımdır.
Ancak, son günlerde bölücü terör örgütü, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı'na tel örgüleri aşarak giriyor ve göklerde dalgalanan TÜRK Bayrağı'nı yere atmasına kayıtsız kalınılıyor.
Yapılan açıklamada da; ''O, daha çocuk olduğu için dokunmadık'', mazeretini, asla içime sindiremiyorum.
Acaba; bir Filistinli, İsrail askeri karargahına girse bayrağını indirse n'olurdu...!
Türk Milleti bu olaydan sonra bir barut fıçısına döndü.
Nedir bu şımarıklık, bu cesaret nereden geliyor...?
Güpegündüz, yol kesmeler, otobüs yakmalar, vatandaşa hüviyet sormalar vs..
Peygamber Efendimiz; ''Fitne uykudadır, uyandırmayın'' buyururuyor.
Ancak fitne uyandı ve her yerde kol geziyor.
***
Cennete uçarak giden sahabi
Hz. Ali'nin abisi:
CA'FER-İ TAYYAR:
Sancağı Yere Düşürmedi:
Hz. Ca'fer, Savaşta düşman askerlerinin arasına iyice dalmıştı. Nihayet bir düşman askeri Hz. Ca'fer'in koluna bir kılıç darbesi vurdu. Sağ eli kesilen Ca'fer, sancağı diğer eline aldı. Biraz sonra o eli de kesilince, sancağı bırakmamak için, pazılarıyla göğsüne kaldırdı.
Nihayet mızrak ve kılınç darbeleriyle şehid oldu. Şehid olduğunda, mübarek vücudunda yetmişten fazla mızrak, kılınç ve ok yarası görülmüştü ve hepsi de vücudunun ön kısmında idi.
Sonra sancağı Abdullah bin Revaha almış o da şehid olunca, Halid bin Velid almıştır.
Rumlarla yapılan bu savaşta kumandanların şehid olduklarını, Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize bildirmiş. Hz. Peygamberimiz de mescidde Müslümanlara haber vermişti.
Peygamber efendimiz çok üzülmüşlerdi. Ashab-ı kiram dediler ki;
''Ya Resulullah! Sizi üzüntülü görmek bizi daha çok üzüyor.''
Bunun üzerine üzüntülerinin, şehidlerin Cennette, karşılıklı tahtlar üzerinde oturduklarının kendisine gösterilmesine kadar devam edeceğini beyan ettiler.
Ca'fer-i Tayyar'ın hanımı Hz. Esma binti Umeys anlatıyor:
"O gün ekmek yapacağım hamuru yoğurduktan sonra, çocuklarımı yıkadım, temizledim, güzel kokular sürdüm. Resulullah teşrif etti.
Buyurdu ki:
''Ey Esma! Ca'fer'in çocukları nerede? Onları bana getir!''
Çocukları getirdim. Onları sevdi, okşadı ve mübarek gözlerinden yaş aktı. Bunun üzerine kendilerine sordum:
''Ey Allahın Resulü! Niçin ağlıyorsunuz? Yoksa Ca'fer ve arkadaşlarından size bir haber mi geldi?''
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
''Evet, onlar bugün şehid oldular.''
Bunu duyunca ağlamaya başladım.
Peygamberimiz, ağzımdan uygun olmayan bir söz çıkmamasını tenbih edip, evlerine gittiler."
Bundan sonra Peygamber efendimiz, kerimesi,
Hz. Fatıma'nın yanına vardı. O da ağlıyordu.
Peygamberimiz Hz. Ca'fer'in ailesi için yemek yapılmasını emretti. Üç gün ev halkına yemek yedirildi ve bu sünnet oldu.
Fakirlerin babası:
Peygamber efendimizin üzüntüsü devam ederken, Cebrail aleyhisselamın gelerek; Hz. Ca'fer'in kesilen iki eli yerine Allah'ü Te'ala tarafından yakuttan iki kanat ihsan olunduğunu, o kanatlarla Cennette uçmakta olduğunu haber vermesi üzerine Peygamber efendimiz, Hz. Ca'fer'in ailesine;
''Ey iki kanatlı mesûd kimsenin çocukları, diyerek bu durumu müjdelemişti.''
***
Caferi Tayyar kadar Şerefli olan TÜRK askerleri,
bu kadar küçülmemeli, bu gibi fitnelere fırsat vermeden şamarı tersine indirecek kadar güçlü olduğuna da inanıyorum...
***
Bayrak:
Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle.
İmanı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, İki el bir baş içindir.
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana...Sen böyle değildin.
Feryad ile kurtulması me'mul ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
İş bitti...Sebatın sonu yoktur! deme, yılma.
Ey millet-i merhume, sakın ye'se kapılma.
Mehmet Akif Ersoy.
