ONA;"BABA REKTÖR"DİYORLAR"
Ege'nin tarifi yoktur.
Ne Homeros…
Ne Sokrates.
Ne Eflatun.
Ne Platon.
Ne deThales…
Yeterince tarif edememiştir,
Hep bir şeyler eksik kalmıştır.
M.Ö 600'lü yıllarda yaşayan ilk kadın şair Sappho'nun,
Dizeleri de yetmemiş Ege'yi anlatmaya;
Dostlarım
Başkaldırmıyorsa, neye yarar şiir?
Azgınları ve azgınlıkları yıkmıyorsa, neye yarar şiir?
Zamanı ve mekânı
Sarsmıyorsa, neye yarar şiir?
Satrapların başındaki tacı
Yere çalmıyorsa, neye yarar şiir?
Sanki bu günleri anlatan Sappho,
Aşkına karşılık bulamadığı için;
İki gözümün denizi bitti
Ellerimin mumlarıyla
Gördüm uygarlıkları
Beyazlık tükendi boşluk gibi ….dizelerini bırakarak atlamış,
Midilli kayalıklarından.
X
Ege'de, tarih gibi,
Zümrüt yeşili sarar bedenleri.
Gök mavi kuşatır ruhları.
Her yerden bereket fışkırır.
Yörük beldesi,
Gediz ovasının yeri bir başkadır.
Ovanın ucunda ise gelecek kuşakları aydınlatan Gediz Üniversitesi var.
Ziyaretimizin yeri de tam burası.
Girişte, medya ilişkilerine bakan Rumelinin yiğit evladı Özgür Kaynar ile
Ege Efesi, Alı Saray karşılıyor,
Ve Üniversiteden içeri girildiğinde,
Türk misafirperverliğinin bütün inceliklerini gösteriliyor.
X
Yunanlı filozofun dediği gibi,
Sahip olduğumuz bilgi tecrübe ile başlar.
Gediz Üniversitesi'nin rektörü; Prof.Dr. Seyfullan Çevik,
Hayatın imbiğinden damıttığı tecrübelerini burada öğrencilerine sunuyor.
Güler yüzlü.
Mütevazı, sempatik.
Gözlerinin derinliklerinde mahcup bir saygı var.
Profesör Çevik; makama, kartvizitle değil.
Kendi aklını kullanarak, hayatla dans ederek gelmiş.
Çok acılar çekmiş.
Çift sürmüş, karasabanla
Koyun gütmüş.
Okumak için İzmir'in Kemer altı semtinde işportacılık yapmış.
Simit satmış.
Taşın suyunu çıkarmış.
Tanrı Dağının eteklerinden
Kafkasların erişilmez doruklarından gelen bu yiğit adam,
Zorlukları yenmeyi başarmış.
Acıların kaynağı; köklerinde.
Stalin'in Kırım Türklerine yaptığı mezalimi unutmamış.
Unutmasına da imkân yok.
Zaten, Kırım Tatarı olup da, soykırımı unutması mümkün değil
Kırgızistan'da Manas Üniversitesinde yöneticilik yaparken tecrübeleri çelik kılmış iradesini.
Okuldaki lakabı "Rektör Baba".
Çocukları gibi sevdiği öğrencilerini sokağın tecrübesi ile sokaktan uzak tutuyor.
Okul, bir aile yuvası gibi.
İnanılmaz hoşgörü var.
Ancak, disiplin saygı ile korunuyor.
Bizim, gençlik yıllarımız ile kıyaslandığında öğrencilerin keyfi yerinde.
12 Eylül öncesinin Türkiye"sinde biz okula bile gidemezken,
Sokak başında dayak yerken,
Şimdiki nesil çok şanslı.
Okulda herkes spor yapıyor.
Tiyatro var.
Sosyal etkinlik tavana vurmuş.
Dedik ya Gediz Yörük diyarı.
Üniversite de herkes Türk olmanın gururunu yaşıyor.
Muhasebe Müdürü Murat Akbıçak Aydın Efesi:
"Türk'ün Dağ Yörüklerindenim"diyor.
Adana"nın Kozan ilçesinden Türkmen evladı,
Kemal Akçalı hoca'nın yüzündeki tebessüm,
Ruhunun derinliklerindeki güzelliklerin bir yansıması.
Adana deyince aklınıza ne gelir?
Kara yağız TÜRK yiğitleri,
Ve de kebap.
Kebap tamam da, bu yiğidimiz kara yağız değil.
SARIŞIN bir adanalı.
Sanırım Çukurova'nın yakıcı güneşi,
Bu sempatik hocamızı yeterince kavuramamış,
X
Sadede gelirsek gönül dostları,
Gediz Üniversitesini üç beş kelime ile özetlemek mümkün.
Dudaklarda tebessüm.
Gözlerde gülümseme.
Geleceğimizi saran cehalet zincirini kırmaya ant içmiş öğretim görevlileri.
Gelecek güzel günler için, pırıl pırıl…
Donanımlı.
Kendine güvenen.
Bilgiye inanan
Türklüğü ile gururu duyan gençlik yetiştiren bir ilim irfan yuvası.
Bu güzelliklerin arkasında da tek bir imza var;
Prof.Dr.Seyfullah Çevik.
