Amentüye İmanımız Var...
Okunuşu:
Amentü billahi ve melaiketihi,
ve kütübihi ve rusülihi ve'l yevmi'l-ahıri
ve bi'l-kaderi, hayrihi ve şerrihi mina'llahi te'ala
ve'l-ba'sü ba'de'l mevt.
Haggun Eşhedü en la ilahe illAllah ve eşhedü enne
Muhammeden abdühu ve rasulühü.
Anlamı:
Ben Allah-ü Te'ala'ya, meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, kadere; hayır ve şerrin
Allah-ü Te'ala'nın yaratmasıyla olduğuna inandım.
Öldükten sonra dirilmek de haktır.
Ben şahadet ederim ki,
Allah-ü Te'ala'dan başka ilah yoktur. Ve yine şahadet
ederim ki, Muhammed (sav) O'nun
kulu ve peygamberidir.
***
Asrımızın en büyük hastalığı; imansızlık ve iman hakikatlerine gereken önemin verilmemesidir.
Halbuki iman, amelden önde gelir. Zira Allah'ın fazlının gözüktüğü kimseler için, amelsiz cennete girmek mümkün olabilir. Ama imansız cennete kimse giremeyecektir.
İman cennetin; ''olmazsa olmaz'' anahtarıdır.
Belki ameldeki bir kusur, Allah tarafından af edilebilir, ancak imandaki ufacık bir kusur af edilmediği gibi, yer ve gök arası kadar salih amelin mahvına da sebep olabilir.
Öyleyse imanı çok iyi anlamak ve iman hakikatlerini delilleriyle bilmek zorundayız.
Kadere iman, birçok insanın kavrayamadığı bir meseledir.
Hemen hemen herkesin kafasında şu sorular vardır:
''Kader değişir mi?
Allah benim kaderime günah işleyeceğimi yazmışsa benim suçum ne?
Evlilik de kader midir? Madem kaderinde ölecek yazılmış,
o halde onu öldüren niçin katil ve suçlu oluyor?
Katil öldürmeseydi yaşayacak mıydı? Madem kaderimizde cennete veya cehenneme gideceğimiz yazılı, o halde bu imtihan niçin? Ben kaderimi değiştirebilir miyim?..''
Kader meselesinin anlaşılamamasının altında yatan en büyük sebep; Allah'ı tanıma yani; marifetullah bilgisinin azlığıdır. Zira kader, Allah'ın ilmi ve ezeliyeti ile alakadardır. Bu mesele ile yaralanmış bir kimseye sorsak; ''Allah ezeli midir?'' Cevap olarak; ''evet-i'' alırız.
Ve tekrar soracak olsak; ''Ezeli olmak ne demektir?''
Bu soruya alacağımız cevap ise, şudur:
''Ezeli olması; Allah'ın başlangıcının olmamasıdır.''
İşte bu cevaptaki eksiklik, yani;
Allah'ın ezeli oluşunun ne manaya geldiğinin tam bilinmemesi, bu konunun anlaşılamamasına sebep olmuştur. Buradaki kusur, Allah'ı hakkıyla tanımayan, hatta tanımaya bile çalışmayan kişiye aittir.
O, bu kusurunun cezasını, cevap veremediği soruların sıkıntısıyla öder.
Hatta bazen Allah'ı tanımaya karşı gösterdiği lakayıtlığa ceza olarak, iman ve İslam nimetini kaybedebilir.
Hiç şüphesiz kadere imanın temeli Kur'an-ı Kerim'e ve Hadis-i Şeriflere dayanır.
Cenab-ı Hak, Kur'an'da kendi Mübarek Zatını;
''Göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan, evlât edinmemiş olan, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, her şeyi bir ölçüye göre yaratıp kaderini tayin eden'' olarak vasıflandırıyor.
Bir ayet-i celile de şöyle buyurur:
''Ne yeryüzünde vaki olan, ne de sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazmış olmayalım. Bu, Allah için pek kolaydır.''
Esasen, irademizin bile Allah'ın külli iradesi ile kuşatıldığını yine Kur'an'dan öğreniyoruz:
''Allah dilemedikçe, siz hiçbir şey dileyemezsiniz!''
Bir diğer ayet:
''O'nun katında her şey bir takdir ''kader'' iledir.''
diğer bir ayet de; ''De ki; Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize erişmez!''
Kadere iman meselesi, hiç şüphesiz muhtelif yönleriyle hadis-i şeriflerde de işlenmiştir.
Hadis kaynaklarında meşhur Cibril hadisi diye bilinen bir hadis vardır. Orada Hz. Cebrail (as) soruyor, Peygamber Efendimiz de cevap veriyor. Cebrail'in;
''İman nedir?'' sorusuna, Allah Resulünün verdiği cevap şöyledir:
''İman; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, Ahiret Gününe, hayır ve şerriyle kadere iman etmektir.''
Demek ki, Kadere imanın öyle su götürür yanı yoktur.
İddia sahibi eğer dürüst ve samimi ise, temel kaynaklarımızla tanıştırmak sanırım yeterli olacaktır.
''Emr-i bi'l-maruf'' vazifesiyle, iddia sahibinin ''doğru imanı'' elde etmesine yardımcı olmanızda fayda var.
Tevfik ve hidayet Cenab-ı Allah'tandır.
