BU YAZI ÜLKÜCÜLERE İMAN ADALET HÜRRİYET
İman.
Adalet.
Hürriyet.
Üç hilalin sembolleri.
Milliyetçilik, sözde olmaz.
Özde olur.
Bayrak taşımak.
Bayrak uğruna ölümü göze almak.
Herkesin harcı değildir.
Hele, çakma milliyetçilerin hiç değil.
Bağcılar MHP İlçe Başkanlığında ki bir duvar panosunun önündeyim.
Üzerinde vatan uğruna şehit olan milliyetçi Türk kahramanlarının,
Yiğit TÜRK gençlerinin resimleri var.
Duygulandım.
Bu satırları kaleme almamın sebebi de bu pano.
Ülkücü düşünce, en büyük darbeyi 12 Eylülde yedi.
Kenan Evren ve şürekâsı, cuntacılar,
Ülkücü gençlere cezaevlerinde akıl almaz işkenceler yaptılar.
Genç fidanları, aşkı tanımadan.
Darağacına gönderdiler.
Tek suçları bugünkü gibi vatana sahip çıkmak,
Vatanın bölünmemesi için hainlerle mücadele etmekti.
Sevgiliye, sarılamadan, kefene sarıldılar.
İşkence, fiziki olduğu kadar manevi de yapıldı.
Amerikan uşağı cuntacılar.
Ve onların maşası işkenceciler on binlerce ülkücü gence,
Milliyetçilik sevdasına gönül verdikleri için,
Hiç hak etmedikleri halde,
Haftalarca, aylarca İstiklal Marşı ile Atatürk ilkeleri ile milli kavramlar ile işkence yaptılar.
Manevi işkence daha yıkıcı oluyordu.
Amerika'dan gelen uzmanlar, Cezaevi görevlilerini ve işkencecileri özel olarak eğitiyorlardı.
Kimileri işkenceye dayanamadı, sakat kaldı.
Kimileri, Eyüp Peygamberin sabrına büründü.
Cenneti hayal etti.
İşkencecinin verdiği acıyı, Türk Kahramanı, Kürşat'a kavuşacak olmanın özlemi ile duymadılar.
Vücutlarına bağlı kablolara elektrik verildiğinde Bilge Kağan'ı düşündüler.
Mustafa Kemal'in kurtuluş mücadelesini hatırladılar.
Ve de Başbuğ Türkeş'in milliyetçi mücadelesine, ideolojisine sığındılar.
Sayıları çok değildi.
Dışarıda da hayat zordu.
İş yoktu.
Aş, aslanın ağzındaydı.
Dışarı çıktıklarında daha da çelikleşmiş, Milliyetçi düşünceleri ile partiye hizmet için soyundular.
Ülkücüler, sadece cezaevinde çile doldurmadılar.
Girmeden önce de, başta Dev Sol olmak üzere pek çok örgütün hedef tahtası oldular.
En yakınlarını teröre kurban verdiler.
Kurulan pusulardan yılmadılar.
Her birinden kurtulmayı başardılar.
Veya şehit oldular.
En büyük acıyı Başbuğ Türkeş'in ölümünde duydular.
Kendilerini öksüz kalmış gibi hissettiler.
Milliyetçi Hareketin liderlik bayrağını, Ülkücü iradenin tesciliyle alan Devlet Bahçeli'yi Lider-Başbuğ kabul ettiler.
Onun bilgeliği altında parti için hizmet vermeye başladılar.
Partilerinin oy oranını yükseltmek için canlarını dişlerine taktılar.
MHP'yi halka sevdirip, kaynaştırmaya çalıştılar.
Ne yazık ki; işkenceciler...
Bölücü Kürtçüler,
Radikal ümmetçiler,
Türk düşmanları,
Dev Sol'lar.
Vatan memleket düşmanları,
Hainler,
Diğer Marksist gruplar,
Hep önlerinde bir ihanet seti gibi durdu.
Buna rağmen yılmadan mücadele ettiler-ediyorlar.
Yalan ve iftiralar ruhlarını yaraladı.
Siyasetin oynak taşlarında yıpranmaktan yoruldular.
Karşılarında mücadele verecekleri bir düşman yoktu.
İftiralar vardı.
Bu yüzden ailelerinden oldular.
Çocuklarının büyümesini göremediler.
Çünkü hep görev başında, hep uyanık olmak zorundaydılar.
Sonuç olarak gönül dostları, Ülkücülük,
Vatan millet sevdalılarının yolları hep çilelidir.
Bu yolda gidebilmek için yürek ister, bilek ister, gönül ister, vatanına ölesiye bağlılık ister.
Öylesine kutsal bir yoldur bu yol.
3 bin yıllık tarihi olan, sayısız imparatorluklar, devletler kuran
Bu milliyetçiler biz Türkler şimdilerde "Yok" sayılıyoruz.
Onlarla da mücadele eden yine ülkücülerdir.
Bu gaflet ve delalet içinde olan devlet yönetenlerimiz var.
Ne mutlu Milliyetçi yiğit Türk evlatları, bu yolda yıllardır kendi çapında, yiğitçe mücadele ediyor.
Bu vesile ile bu yolda şehit olan,
Bu yolda gazi olan,
Bu yola kanını, canını, servetini, işini gücünü her şeyini koyan tüm Ülkücüleri kucaklıyorum.
Ne mutlu TÜRKÜM diyene.
Tanrı TÜRKÜ korusun.
