Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühatı...
Hz. Ebu Bekir Rasulullah'ın halifesi olduktan sonra, onun vefatıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, "namaz kılarız, ama zekat vermeyiz" diyenlere karşı savaş açtı.
Esvedü'l-Ansı, Müseylemetü'l-Kezzab, Secah, Tuleyha gibi, yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekat yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dağıtılmaya başlanmıştır.
Rasulullah'ın hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsame ordusunu Ürdün'e yollayan Ebu Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır.
İçte isyancılarla mücadele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans'ın ordularıyla karşılaşılmıştır.
Hare, Ecnadin ve Enbar, savaşlarla İslam diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye'nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir.
Yermük savaşı devam ederken Hz. Ebu Bekir vefat etmiştir.
Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: "Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma'mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın."
Gerçekten İslam ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslam'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.
***
Aşığa Bağdat uzak Değildir:
Mağripli birisi Yahya Efendinin ismini duyup, görmeden ona aşık oldu. Yahya Efendinin nerede olduğunu bilmiyordu.
Mısır, Şam, Halep ve başka birçok yer gezip Yahya Efendiyi aradı. Neticede İstanbul'a geldi. Gördüklerine daima; ''Yahya nerede. Ey insanlar Yahya'yı biliyor musunuz?'' derdi.
Birisi onun halini anlayıp aradığı kişinin Beşiktaş'ta olduğunu haber verdi.
Mağripli yürüyerek Beşiktaş'a geldi. Sorarak Yahya Efendinin dergahını buldu. Kapıyı çalıp, Yahya Efendi hazretlerini sordu.
Dergahtakiler Yahya Efendinin Kavak'taki bahçesine gittiğini söylediler.
Aşık Mağripli;
''Aşığa Bağdat ırak değildir.'' diyerek Kavak'taki bahçeye geldi. Bahçe çok güzel olup ortasında bir havuz vardı. Yahya Efendi havuzun yanında oturmuştu.
Hizmetçiler bahçeyi suluyorlardı.
Mağripli doğruca Yahya Efendinin yanına yaklaşıp, selam verdi ve elini öptü. Sonra da;
''Efendim ne olur beni talebeliğe kabul edin. Nice yıllar diyar diyar gezip sizi aradım." dedi.
Yahya Efendi ona;
"Acaba maksadın nedir? Bu kadar zahmete sebep ne oldu. Bize anlat, biz de sana yardım edelim, gamını giderelim." buyurdu.
Mağripli, Yahya Efendinin ayaklarını öpmek istedi ve;
"Efendim ne olur kimya ilmini bana öğretin.'' dedi.
Bu sözü üzerine Yahya Efendi;
''Sen yanlış haber almışsın. Biz o senin dediğin şeyi bilmeyiz.'' buyurdu.
Mağripli yine;
''Efendim! Derdimin dermanı sendedir.
Ben arzuma kavuşmadan buradan gitmem.'' dedi ve sözlerinde ısrar etti.
Meğer ki Mağripli, Yahya Efendiyi imtihan etmek istermiş.
Onun maksadını anlayan Yahya Efendi, Mağriplinin ayak ucunda bir siyah taş gördü ve;
''Ey kişi! Şu kara taşı bana al da veriver.'' buyurdu.
Mağripli eğilip yerdeki kara taşı aldı ve Yahya Efendinin eline verdi.
Yahya Efendi o taşa dikkatle baktı.
O sırada taş altın kesildi. Sonra havuzun içine atıverdi ve;
''Allah'ü Te'ala'nın sevgili kulları taşa nazar etseler,
o halis altın oluverir.'' buyurdu.
Bunu gören Mağripli;
''Elhamdülillah Cenab-ı Hak beni maksadıma kavuşturdu. Maksadım hasıl oldu.
Efendim beni kabul edin. Hizmetinizle şereflenmek istiyorum.
Canım başım yolunuza fedadır.'' dedi ve ellerine sarıldı.
Yahya Efendi de onu talebeliğe kabul etti.
Bir bahçenin bakım işlerini ona verdi.
