BİZ İNSANDAN DEĞİL TÜRKLERDEN BAHSEDİYORUZ
Nükleer silahlar.
Teknolojik üstünlük.
3.Dünya savaşı provaları yapan şımarmış HAÇLILARI sadece din eksenli olarak görmek yanlış.
Batı düşüncesinin temeli Haçlı Seferleri sırasında atıldı.
Allah'ı kıyamete zorlayan Batı'nın tek bir derdi var;
"Daha fazla REFAH".
Yani; Batı, Müslüman'ın seccadesi ile ilgilenmiyor.
Kendi refahını artırmak için Ortadoğu'nun zenginliklerini ÇALMA peşindedir..
Daha açık anlatımla, Batı için bir damla petrol, bir damla Müslüman kanından daha değerli.
Böyle olduğu için de dökülen kan; Arap olmuş, Kürt olmuş, Ezidi, Süryani olmuş, hiç önemli değil.
Refah'ı biraz açarsak:
Ya da doğru kelimeyi kullanırsak, HIRSIZLIK demek gerekir.
Haçlı seferleri ile başlayan, Kızılderili soykırımı ile devam eden hırsızlık, Ortadoğu'da devam ediyor.
Batı'nın sıkça kullandığı, insan hakları, demokrasi gibi kulağa hoş gelen söylemler; ZEHRİN ALTIN KÂSEDE sunulmasıdır.
Bu zehrin nasıl verildiği, Irak'ın Batı tarafından yağmalanması sırasında açıkça görüldü.
Batının fikri alt yapısını, vicdanını, sömürgeci İngilizler şekillendirdi.
Anglikan Kilisesinin vaizi Thomas Robert Malthus "Nüfus Teorisi" ile Hıristiyan olmayan toplumların insan haklarının olamayacağını ileri sürdü.
Bir anlamda İngilizlerin, kötülük yapabilmenin fikri alt yapısını oluşturdu.
Toplumsal sefaletin nedeni olarak fakirleri gören vaiz Malthus, fakirlere nüfus planlaması uygulanıp, kamusal yardım yapılmaması gerektiğini söylüyor.
Daha da açık söylemek gerekirse, Darwin gibi " İnsan maymundan geldi" düşüncesine inanan Batı; kendisinden başkasını insan olarak görmüyor.
Tarih, bu görüşü destekliyor;
Çanakkale savaşında zehirli gaz kullanmayı teklif eden Churchill; bunun insan haklarına aykırı olduğu söylendiğinde bu düşüncesini "Biz insandan değil, Türklerden bahsediyoruz." diye ifade etti.
Petrolün gücünü bilen ve bu gücü elinde bulundurmak isteyen Batı Ortadoğu'yu BOP projesi ile şekillendirme projesine hızla devam ediyor.
Irak işgalini tamamlayan Batı;
İlk ateşi; "Yasemin Devrimi" ile Tunus'ta yaktı.
Ateş Libya'ya sıçradı.
Yanlışlıkla Mısır'ı hedef aldı.
Potaya Suriye girdi.
Sırada Türkiye var.
İlginç olan, melanet projesi"BOP" un eş başkanının Türkiye olması.
Türkiye, bu projeye müdahil olarak, kurşunu kendi topuğuna sıktı.
Osmanlı'yı parçalatıp, Araplara cetvelle çizdiği devletçikler kurduran Batı, bugün onları yıkarken, Kürtlere devlet sözü veriyor.
Hoca Ahmet Yesevi Vakfı'nın geleneksel 110. Kahvaltılı toplantısının ana konusu da buydu;
"Batı'nın oluşturduğu "Kaos Ortamından kimlerin ve de nasıl sağlam çıkacaklarıydı".
Araştırmacı Avukat Mustafa Özkurt Ortadoğu'da oynanan oyunlardan Türkiye'nin etkilenmemesi ve de ayakta dimdik kalabilmesi için; "Ulus Devlet" yapısının koruması gerektiğinin altını önemle çiziyor.
Ayrıca; "Ulus Devlet'in; gerçek gelişmeyi sağlayan, teknolojiyi ve bilimi en iyi kullanması gerektiğini söylüyor.
Güçlü ulus devlet olamayanların ise; yüzlerine "Özgürlük" maskesi takmış "Köle Devletler" olarak yaşayacaklarını ifade ediyor.
Avukat Mustafa Özkurt konuya dikkat çekmek için; gençlik yıllarında yaşadığı bir olayı anlatıyor:
" 1975 yılında Ülkücü Gençler tarafından çok bilinen Marmara Kıraathanesinde otururken bir
Arkadaşımız yanında Hans isimli bir yabancı ile geldi.
Yabancının Avusturya vatandaşı ve Viyana Üniversitesinde Yakın Çağ Tarihi asistanı olduğunu, Türkiye'ye tezi için araştırma yapmak amacıyla geldiğini öğrendik.
Türkiye'de içinde bulunduğu 70'li yıllarda her yabancıya kuşkuyla baktığımızdan, Hans'a;
"Türkiye'den başka araştırma yapacak bir ülke bulamadın mı? Diye sordum?".
Cevabı ilginçti;
"Türkiye önemli bir devlet. Dünyada bu güne kadar 5-6 millet "BİR" defa büyük devlet kurmalarına karşılık, Türkler birden çok dünya devleti kurdular. Türkiye'nin yeniden bir dünya devleti olma potansiyeli olduğu için Türkiye'ye geldim" dedi.
Büyük devlet olma ideali sadece iş başına gelen hükümetlerin değil, 78 milyon Türkü'nde tek düşüncesi.
Ayrıca, miras aldığımız tarih ve içinde yaşadığımız coğrafya, bizi hem bulunduğumuz bölgede hem de dünyada kurucu aktör olmaya zorluyor.
Büyük devlet olmadan önce, devlet olma gereklerini yerine getirmek gerekir.
Nedir bu gerekler;
-Toplumu oluşturanların birbirlerine bir takım bağlarla bağlanması.
-Toplumun devamlı yaşadığı belirli sınırları olan toprak parçasında egemenlik kurması.
- Toplumun bir ülke üzerinde en üstün iktidara sahip olması. Ve bu iktidarın da uzunca bir süre devam etmesi.
Bu üç gereklilik, etle tırnak gibi ayrışması mümkün olmayan şartlardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni kurulmuş olmasına rağmen, 5000 yıllık kesintisiz süre gelen kadim bir TÜRK uygarlığının, devletlerinin uzantısıdır.
Batı ile aramızdaki derin uçurumun farkı; ilmiye sınıfının kalitesinin düşüp, dine hurafelerin karıştırılmasından kaynaklanan yozlaşmadır.
Batı yozlaşmayı, düşünme ile aştı.
Osmanlı ve İslam toplumları ise Gazali ile dinde düşünmenin kaldırılması sonrası gerileme ve yozlaşma dönemine girdi.
Ne yazık ki; düşünme bugün de geri plana atılmaya çalışılıyor.
Büyük devlet olmanın temeli eğitim ile atılır. Oysa İslam âleminde çekilen acıların altında eğitimsizlik yani cehalet yatıyor. Ayrıca, sosyal ve ekonomik hastalıkların tek çaresi eğitimdir.
Özetle bilimde gözümüzü çağdaşlığa çevirmeliyiz.,
Ve yüce peygamberimizin;
"İlim Çin'de bile olsa gidin öğrenin" sözünü düstur edinmeliyiz.
