Resim Ortada... Kaygılar Büyük
Ekonomide kaygılar sürüyor.
Sadece kaygı değil, tartışmalar da devam ediyor.
Hatta kavga.
Bel altı.
Bel üstü.
Dolar, mahşerin atlısı gibi yakıyor.
Türk mitolojisindeki " TULPAR"(Kanatlı mitolojik atlar).
Yunan mitolojisindeki "PEGASUS" gibi rüzgârla yarışarak koşuyor.
Bulutlarla dans edercesine uçuyor.
Bir aylık yükseliş performansı yüzde 15'e ulaştı.
Ulaştığı gibi, bankalar dâhil iş adamlarının yüreğini hoplattı.
Neden.
2.60'ın üstü kritik bir seviye olduğu için.
Bankalar, bir bilenimizin dediği gibi tefecilik yapmak,
Para satmak için yurt dışından borç alıyor.
Yabancı bankacı, para verirken teminat alıyor.
Bu teminat, dolara göre hesap ediliyor.
Örneğin, dolar 2.60 lirayı aştığında yabancı bankacı kendini garanti altına almak için ek teminat istiyor.
Bu arada özel sektör, dövizle kredi kullanıyor.
Böyle olduğu için de kur zararı oluşuyor.
Son bir yılda özel sektörün, Türkiye'deki bankalara olan kredi borcu yaklaşık 60 milyar lira arttı.
Daha açık anlatımla; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre, reel sektörün Türkiye'deki bankalardan kullandığı döviz kredisi tutarı 152 milyar 600 milyon dolar düzeyinde.
Bir yıl önce dolar kurunun 2, 20 TL olduğu dönemde bu kredinin TL karşılığı 335 milyar 720 milyon liraydı.
Bugün ise; borcun TL karşılığı 59 milyar 514 milyon lira artarak 395 milyar 234 milyon liraya çıktı.
Öz Türkçe anlatımla; kurdaki artıştan kaynaklanan borç büyümesi, şirketlerin bilançolarına kambiyo zararı olarak yansıyacak ve şirket bilançolarının ciddi biçimde bozulmasına yol açacak.
Kur zararı nedeniyle bilançolar zarar yazmaya başlayınca da bankalar verdikleri kredilere karşı risklerini azaltmak için gayrı menkul teminatlarında artış istemeye başladılar.
İşte kavga da burada başladı.
Zira bankaların gayrı menkul teminatları için ek teminat istemesi müteahhitleri zor duruma sokmaya başladı.
Ekonominin can damarı da inşaat sektörü olunca.
Ankara'nın etekleri tutuşmaya başladı.
Faiz artarsa ev satılmayacak.
Ev satılmayınca müteahhitler zor duruma düşecek.
Ve ekonomi ciddi yara alacak.
Ali Ağaoğlu boş yere mi TV'lere çıkıp, faiz düşüşünden bahsediyor.
Hükümet boş yere mi Merkez Bankası'na " Faizleri düşür" diye baskı yapıyor.
Kavga hoş ve de boş değil.
Ortalığı sakinleştirmek için;
Hükümetin biraz sakin olması.
Bir bilenin de her şeye karışmaması gerekiyor.
Bu durumda Merkez Bankası'nın yapması gereken tek şey;
Brezilya örneğinde olduğu gibi faiz artırımına gitmek.
Ne yazık ki; Merkez Bankası'nın böyle bir şansı yok.
Ankara buna karşı çıkıyor.
Ayrıca, faizleri daha fazla indirmesini istiyor.
Bu istek dahi Dolar'ın ateşini körüklüyor.
Merkez Bankası faiz artırımına gidemiyor.
Ankara'nın istediği faiz indirimine de gidemiyor.
Yani; Başçı'nın işi çok zor.
Aşağı tükürse sakal.
Yukarı tükürse bıyık.
Ne İsa'ya ne de Musa'ya yaranma şansı yok.
Gene BDDK verilerine göre; kredilerin 129 milyar dolarlık kısmı orta ve uzun, 24 milyar liralık kısmı da kısa vadeli borçlardan oluşuyor.
Bankalardan dövizle kredi kullanan sadece KOBİ'lerin sayısının 23 bini aşıyor.
KOBİ'lerin de yaklaşık 11 binini orta büyüklükteki işletmelerden oluşuyor.
Tüketicilerin bankalardan kullandığı döviz kredisi ise; 78 milyon dolar.
Kredi kartıyla yapılan döviz borçlanması ise 46 milyon dolar düzeyinde.
Kurdaki her 1 kuruşluk artış özel sektörün yurt içinde kullandığı yabancı para kredilerin TL karşılığında yaklaşık 1 milyar 526 milyon lira artırıyor.
Dolar kurunun 5 kuruş birden arttığında özel sektörün borcu 7, 6 milyar lira büyüyor.
Ekonominin böylesine bir çıkmaza girmesinin en büyük nedeni; iktidarın beceriksizliği.
Merkez Bankası ile olan kavganın devam etmesi
Merkez Bankası'nın bağımsızlığının sorgulanması.
Resim ortada.
Söylenecek tek söz var;
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.
