HIRSIZLIGIN "FARKI" NAMUSLUDAN ALINIR MI?
Milletvekili seçiyoruz.
Meclise gönderiyoruz.
Yani biz "CUMHURUN" temsilcileri oluyorlar.
Peki, bu muhteremleri,
Meclise ne için gönderiyoruz?
Bizim haklarımızı korumaları,
Bizi daha iyi yönetmeleri,
Devleti daha adil yönetmeleri için.
Peki, durum gerçekten böyle mi?
Değil tabii.
Cumhurun vekillerinin,
Cumhurdan çok kendilerini düşündüğünü,
Cumhurla ilgili olmayan,
Hatta onun aleyhinde olan birçok karara,
Uygulamaya,
Kanuna rahatlıkla imza attıklarını görebilirsiniz.
En basiti ile bir VEKİL 23 bin lira maaş alırken,
Asgari ücretli 930 lira,
Emekli vatandaş 900 lira maaş alıyorsa,
Bu işte bir gariplik,
Bir çarpıklık var demektir.
Demek ki aynı atasözünde olduğu gibi;
"Bal tutan parmağını yalarmış" misali.
Bütün çarpıklıkları dile getirsek,
Sanırım satırlar kifayetsiz kalır.
Biz bu güne dönelim.
Hükümetin altına imza attığı o "GARİP" kanun tasarısına.
Kayıp kaçak,
Kaçak -köçek tasarısına.
Devlet elektrik ihalesi yapmış.
Elektrik şirketlerini özelleştirmiş.
İyi paralara,
Özel sektöre devretmiş.
Bu şirketlerin büyük bölümü de doğuda.
Biz vatandaşlar için,
Bu vatanı "VATAN" olarak gören insanlar için kural belli.
Bir ayda belli miktarda elektrik kullanıyoruz.
Bedelini de her aybaşı gidip tıkır tıkır ödüyoruz.
Ancak doğuda durum aynı değil.
Adamlar öncelikle bedavacılığa alışmışlar.
Siyasi iktidarların onlara göz yummasına da.
Kanunlara karşı gelmelerine ses çıkarmamalarına alışmışlar.
Ayni seçim ulufesi olarak,
Altında Mercedes olan işadamlarına bile,
YEŞİL KART dağıtılması gibi.
Su elektrik vergi türü şeylere devlete ödemiyorlar.
Bunu da alışkanlık haline getirmişler.
Bu işte PKK'nın da yüzde yüz rolü var tabii.
O toprakları "KÜRDİSTAN" olarak görüyorlar.
Ve buralardan üretilen elektriğe, suya para verilmemesi gerektiğini savunuyorlar.
Bunu da bölge insanlarına tavsiye ediyorlar;
"TC'ye niye vergi elektrik veresiniz ki… Onların bize üstüne para vermeleri lazım
Bizi sömürüyorlar" diyorlar.
Ödememelerinin temel argümanı bu.
Su parası almaya gelen dövülüyor.
Elektrik saati okumaya gelen ölümle tehdit ediliyor, dövülüyor.
Vergi isteyen ölümle tehdit ediliyor.
Belediyelerin milyarlarca liralık elektrik-su-vergi borcu var.
Vermiyorlar.
Tahsilâta gelen memurları ise çaresiz.
BDP'li Belediyeler daha da ileri gidip,
Elektrik su şirketlerinin önünü hendeklerle çevirip,
Onları daha da hareketsiz bırakıyorlar.
Özetle DEVLETİ tanımıyorlar.
Olayın içinde bir de çözüm süreci olunca,
Değmeyin keyiflerine gitsin.
Onlara kimse DO-KU-NA-MI-YOR.
Tabii arada büyük bir KAÇAK farkı oluşuyor.
Devlet tahsil edemiyor.
Şirket tahsil edemiyor.
İşin kolayı ne?
Basit;
"Namuslu, devlete karşı yükümlülüklerini yerine getiren
Güneydoğu'nun dışındaki,
TÜRK vatandaşlarının BOĞAZINA BASMAK".
Hükümette bunu yapıyor.
Haksız bir şekilde.
Hiç yetkisi olmadığı halde,
Adeta GASP edercesine,
Hiçbirimizin rızası olmadan,
PKK yandaşı militan KÜRTLERİN hırsızlık bakiyelerini,
Biz den topluyorlar.
Bu durum devletin artık günü kotarmaya çalıştığı,
Aynı AYN-ÜL-ARAP olaylarından sonra olduğu gibi,
ACZİYET içinde olduğunu gösteriyor.
Adam elektrik parası vermeyen hainin parasını benden alıyor.
Ama gidip ondan tahsil edemiyor.
Gidip elektriğini kesecek gücü yok.
Ona, bunun suç, hırsızlık olduğunu söyleyecek gücü yok.
Bu kanunsuz hırsızları alıp cezaevine atacak gücü yok.
Ne yapıyor!
Vurun abalıya diyor.
Bence kayıp kaçak olayını yasal hale getiren o BAKAN yerinde olsam,
Biraz UTANIR.
Hatta Unancımdan sokağa bile çıkmazdım.
Garip gurebanın yüzüne nasıl bakıyorlar? Bilmiyorum!
