Sahabe ve Kur'an-ı Kerim...
Sahabiler, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin Rasulullah (sav) Efendimiz'e inişine şahit oldular;
O'nun Allah'ın buyruklarını nasıl anlayıp yorumladığını ve bu ilahi emirleri nasıl yaşayıp uyguladığını bir bir izlediler;
dinimizi bizzat Rasulullah (sav) Efendimiz'den öğrendiler.
Sahabe, bu ümmetin ilk neslidir.
Onlar, Rasul-i Ekrem'i dünya gözüyle görüp O'na iman eden ve Müslüman olarak Rablerine kavuşan İslam büyükleridir.
Sahabiler, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin Rasulullah (sav) Efendimiz'e inişine şahit oldular;
O'nun Allah'ın buyruklarını nasıl anlayıp yorumladığını ve bu ilahi emirleri nasıl yaşayıp uyguladığını bir bir izlediler; dinimizi bizzat Rasulullah Efendimiz'den öğrendiler.
O'nun alemlere rahmet olarak gönderilen mübarek vücuduna elleriyle dokundular; gösterdiği sayısız mucizeyi hayranlıkla izlediler.
İşte bu üstün meziyetleri dolayısıyla biz onlara; "şerefli sahabiler" anlamında "ashab-ı kiram" diyoruz. "Seçkin sahabiler" anlamında "sahabe-i güzin" diyoruz.
Onları Allah Te'ala'nın şerefli ve seçkin yaptığını Rasulullah Efendimiz'in şu hadis-i şerifinden öğreniyoruz;
''Allah; kulların kalplerine baktı, Muhammed'in kalbini kulların kalplerinin en hayırlısı buldu; onu Kendine ayırdı ve peygamber olarak gönderdi.
Muhammed'in kalbinden sonra kullarının kalplerine bir daha baktı, onun ashabının kalplerini kulların kalplerinin en hayırlısı buldu, bunun üzerine onları Peygamber'inin vezirleri yaptı.''(Ahmed İbn.Hambel)
Peygamber'in arkadaşları ve yardımcıları olan
ashab-ı kiram imanın zirvesinde idiler.
İman ettikleri Peygamber onlara; "Şu dağın ardında cennet var" dese, ona hiç tereddüt etmeden inanırlardı.
Nitekim Allah'ın Rasulü "Ben bu gece Mekke'den Kudüs'e gittim; oradan da göklere çıktım" dediği zaman, O'nun Mirac'ına tereddüt etmeden inandılar ve bize imanın nasıl bir teslimiyet olduğunu gösterdiler.
Nübüvvetin 5. yılında Miladi 615, işkenceler tahammül sınırını zorlayınca, Efendimiz, ashabına "Habeşistan'da adil bir kral bulunduğunu, orada herkesin zulüm görmeden yaşadığını" söyledi ve oraya hicret etmelerini tavsiye buyurdu.
Kızı Rukiyye ile damadı Hz. Osman'ın ve önde gelen sahabilerin de aralarında bulunduğu 17 kişiden oluşan ilk muhacir kafilesi, ardından 90 kişiden oluşan ikinci muhacir kafilesi o diyar-ı gurbette nasıl geçineceklerini bile düşünmeden yollara düştüler; dinleri uğrunda vatanlarını, ailelerini, mallarını, mülklerini terk ettiler.
Habeşistan'a hicret edemeyip Mekke'de kalan Müslümanlara yapılan zulümler artık dayanılmaz bir hal alınca, Nübüvvet'in 13. senesinde Miladi 622 Allah Müslümanların Medine'ye hicret etmesini buyurdu. Onlar da tıpkı Habeşistan muhacirleri gibi, dünyalık neleri varsa hepsini geride bırakıp Medine'nin yolunu tuttular.
Kur'an-ı Kerim'de, Cenab-ı Hakk'ın bu muhacirlerden ve onları bağırlarına bastıkları için yardım edenler anlamında Ensar diye anılan Medineli Müslümanlardan nasıl hoşnut olduğu şöyle dile getirilir;
"Muhacir ve Ensar'dan İslam'a ilk girenler ile bunların yolunu samimiyetle izleyenlerden Allah razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır ve Allah onlara içinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Orada ebediyen kalacaklardır.
En büyük bahtiyarlık işte budur." (Tevbe;100)
Bu kutlu nesil Allah'ın Rasulü (sav)'nü tanıyınca onun etrafında pervane olmuş, onu düşmanlarına karşı canla başla korumuş, bir emrini iki etmemiştir.
Ensar-ı, yani; Medineli Müslümanları öven ayet-i kerimede onlar şu örnek özellikleriyle takdir edilmektedir;
"Daha önce Medine'yi kendilerine bir yurt edinmiş ve imanı benliklerine sindirmiş olanlar, kendi beldelerine hicret edenlere muhabbet beslerler;
onlara verilen şeylerden dolayı gönüllerinde bir sıkıntı duymazlar; hatta kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler." (Haşr;9)
Kur'an-ı Kerim, sahabeyi bize örnek olan yönleriyle tanıtmış ve şöyle buyurmuştur;
"Muhammed Allah'ın Rasulü'dür.
O'nun yanında olanlar kafirlere karşı sert ve tavizsiz, kendi aralarında merhametlidirler.
Onları rükuda, secdede, hep Allah'ın lütuf ve hoşnutluğunu ararken görürsün.
Yüzlerinde de secde izi vardır.
Bu onların Tevrat'taki tasvirleridir.
İncil'deki tasvirlerine gelince;
Onlar filiz vermiş, gitgide güçlenmiş, kalınlaşmış, nihayet gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzer ki, üreticilerin pek hoşuna gider.
Onlarla Allah kafirleri, mü'minleri böylesine güçlü ve dirençli kılarak, öfkelendirir.
Onlardan iman eden ve salih ameller işleyenlere Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat vadetmiştir."(Fetih;29)
Bu ayet-i kerimede görüldüğü gibi, Kainatın Rabbi, ashab-ı kiramı yaratmadan yüzlerce sene önce kendilerinden böyle övgüyle söz etmiştir.
