Selman Bizden ve Ehl-i Beytimizdendir...
Selman-i Farisi, uzunca boylu, buğday tenli, gökçek yüzlü ve sık sakallıydı. Bünyesi sağlam ve güçlüydü.
Altın silsilemizin üçüncü halkası Allah Rasülü'nün ''bizden ve ehl-i beytimizden'' iltifatına mazhar Selman el-Farisi'dir.
Asıl adı; ''Mabih iken müslüman olduktan sonra Allah elçisi tarafından Selman yada Sel-manu'l-Hayr diye adlandırıldı.'' İbn İslam diye künye aldı. İranlılardan ilk müslüman. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) ''Arab'ın ilki benim, Rum'un Suheyb, Habeş'in Bilal, Fars'ın da Selman'' buyurmuştur. (Sıfatu's-Saf-ve)
Selman, Isfahan'ın Cey köyünde çiftlik sahibi ve kabile reisi zengin bir ailenin çocuğu.
Babası Büd veya Büdehşan adlı bir zat.
Önce hıristiyanların ibadeti ve kilisesi dikkatini çekti. Hristiyanlığın aslını öğrenmek için Şam tarafına gitti.
Oradan Musul, Nusaybin ve Ammuriye'ye geçti. Ammuriye'de karşılaştığı ve kendisine hizmet ettiği rahip kendisine; ''Hz. İbrahim'in Hanif ve tevhid diniyle gelecek son peygamberin zuhurunun pek yaklaştığını ve O'nun Arap toprağında ortaya çıkacağını'' söyledi.
Bunun üzerine Ammuriyye'ye gelen Beni Kelb kabilesi ticaret kervanıyla Şam üzerinden Medine'ye yakın Vadi'l-Kura'ya geldi.
Beni Kelp kabilesi tüccarları buraya kadar kendilerine refakat eden bu iranlı arkadaşlarına her nedense ihanet ederek köle diye bir yahudiye sattılar.
Selman'a Ammuriyye'de karşılaştığı ve hizmetinde bulunduğu rahip, vefatı sırasında gelecek olan son peygamber hakkında şu ipuçlarını veriyor;
''Arap toprağında zuhur edecek ve iki taşlık arasında hurmalık bir yere hicret edecek. İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü olacak. Hediyye kabul edip sadaka almayacak.''
Selman Medine'de köle olarak bulunduğu sırada
Hz. Peygamber'in zuhurunu haber alınca bir yolunu bulup ilk fırsatta yanına gitti.
Ammuriye'deki rahibin verdiği ipuçlarına göre Resülullah'ı süzdü ve uzunca bir teftişten sonra O'nda rahibin haber verdiği bütün özelliklerin var olduğunu gördü.
Hemen aradığını bulan insanların gönül coşkusu ve ruh haleliyle Rasülullah'ı kucakladı ve müslüman oldu.
Selman (r.a.) köle oluşu sebebiyle Bedir ve Uhud gazvelerine katılamamıştı.
Ancak Allah Rasülü bizzat ve O'nun uyarısı üzerine ashab-ı kiram, Selman'ın bedelini ödeyerek, hürriyetine kavuşturdular.
Selman yıllar yılı aradığı ve bulmak için pekçok sıkıntılara katlandığı hak din ve onun yüce peygamberine kavuşmuştu.
Ashab-ı kiram arasına karışınca samimiyeti, sadakati ve becerikliliği ile kısa zamanda sevildi. Sahabiler adeta onu paylaşamaz oldular.
Özelikle Hendek gazvesinde engin tecrübesi ve bilgisi herkesi kendine hayran bıraktı.
O'nun bu başarısı ashab arasında paylaşılamaz hale gelmesini sağladı. Muhacirler; ''Selman bizdendir'' derken ensar da ''Selman bizdendir'' diye ona kucak açıyordu. Bunlara şahid olan Sevgili Peygamberimiz Selman'a dünyalar değer bir iltifatta bulunarak ''Selman bizim ehl-i beytimizdendir'' buyurdu.
Hz. Peygamber'in hicret sonrası, dünya tarihinde bir benzerine rastlanmayan engin bir anlayışla Mekkelilerle Medinelileri kardeş yapması muahat sırasında Selman ile Ebu'd-Derda'yı kardeş ilan etmişti..
Selman (r.a.) zühdî yaşayışı ve dünyaya değer vermeyen anlayışıyla tanınan bir sahabiydi. Nitekim Kinde kabilesinden bir kadınla evlenmişti. Zifaf gecesi kadının yanına girdiği zaman her tarafın kıymetli taşlar ve kumaşlarla süslendiğini görünce dayanamadı; ''Evimiz ateşi yakılmış cehenneme dönmüş. Oysa dostum Allah Rasülü bana; Dünyadaki eşyan bir yolcunun azığı, yani yol eşyası kadar olsun'' buyurmuştu, dedi.
Evin süsleri sökülüp atılıncaya ve sade bir hale konuluncaya kadar içeri girmedi.
Olay şöyle meydana geldi. Selman (r.a.) hastalandı. Sa'd de onu ziyarete geldi. Selman'ı ağlıyor gören Sa'd şaşırdı ve ağlamasının sebebini sordu.
Selman şu karşılığı verdi; ''Ağlayışım ölümden korkumdan, ya da dünyaya düşkünlüğümden değildir. Rasülullah'ın tavsiyelerine uyamamış, emirlerini yerine getirememiş olmaktandır.''
Çünkü o bize:
''Dünyalığınız bir yolcunun azığı kadar olsun'' buyururdu. Şu çevremdeki eşyalara bak.
Oysaki o sırada çevresinde bulunan eşya da bir çamaşır leğeni, bir büyükçe çanak ve bir de abdest ve gusül için kullanılan su kabından ibaretti.
Vefatından sonraki terikesi de ondört dirhem tutarında birşeydi.
Hz. Ömer'in hilafeti zamanında Medain'e vali tayin edildi. Valilik onun hayat standardında herhangi bir değişiklik meydana getirmedi. Kendisine ev yapmak isteyen bir müslümana;
''Ayağa kalktığımda başımın değeceği yükseklikten, uzandığımda ayaklarımın erişeceği genişlikten fazlasını istemem, '' demişti.
Tasavvuftaki ''El karda gönül yarda'' prensibi onun şu sözlerinde ma'kes bulmuştur;
''Düşünürken Rabbını an, hüküm vereceğinde, insanlara bir pay dağıtacağında, dünyevi meşguliyetlerin sırasında daima O'nu hatırla.''
Selman, rivayete göre ikiyüz küsur sene yaşamış ve 35/655 yılında vefat etmiştir.
