Müslüman, Sözünde Durmalı...
''Verdiğiniz sözü ve yaptığınız antlaşmayı yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.''
(İsra suresi;17-34)
''Antlaşma yaptığınızda, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin.''
(Nahl suresi; 91.)
''Ey iman edenler! Akidlerin gereğini yerine getiriniz.''
(Maide suresi; 5-1)
Antlaşma ve akidleşme ifadeleri bize iki sözümüzü ve va'dimizi hatırlatmaktadır. Bunlardan biri Allah ile yaptığımız antlaşma, diğeri de insanlarla yaptığımız akidleşmedir.
Yukarıdaki ayetler, bütün antlaşma ve akidleşmeleri içine alacak kapsamdadır.
Allah ile yaptığımız antlaşma;
O'nu ilah olarak tanımak, O'na asla ortak koşmamak ve emirlerine uyup yasaklarından uzak durmak hususlarındadır.
Kur'an-ı Kerim'deki;
''Ey ademoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır, demedim mi?
Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur, demedim mi?'' (Yasin; 36-60-61) ayetleri bize bu sözleşmeyi hatırlatmaktadır.
Allah ile yaptığımız antlaşmanın sonuçlarını bize hatırlatan ayet-i kerimeler de vardır.
''Kim ahdini bozarsa, ancak kendi zararına bozmuş olur.
Kim de Allah ile olan ahdine vefâ gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir'' (Fetih; 48-10) buyurulmaktadır.
Allah ile kul arasındaki sözleşmeyi karşılıklı haklar ifadesiyle ele alan hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz Muaz İbni Cebel'e;
''Ey Muaz! Allah'ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır?'' diye sormuş, Muaz'ın;
Allah ve Resulü daha iyi bilir, demesi üzerine de şu cevabı vermişti;
''Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, onların sadece kendisine kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamalarıdır.
Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azab etmemesidir.''
Efendimiz, kulun Allah ile olan bu antlaşmasına, ''seyyidü'l-istiğfar'' hadisinde görüleceği üzere, sık sık temasla şöyle buyururdu:
''Allahım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve va'dine sadâkat gösteriyorum''(Buhari).
İnsanlarla yaptığımız belgeye bağlanmış antlaşma ve akidleşmeler ise, bir arada yaşamanın gereği olarak yapılan alım, satım, borçlanma, kira, şirket, hibe gibi işlemlerdir.
Diğer milletlerle yapılan antlaşmalar da bu gruba dahildir.
''Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir kusur ve kabahattır.''
(Saf; 61-2-3)
Konuşma özelliği sadece insanda vardır.
Bu sebeple insan doğruları konuşmak zorundadır. Sözleriyle doğruları değil de gerçek dışı hususları dile getirirse, kendisine verilen özelliğe ihanet etmiş, insanlıktan uzaklaşmış, şeytanın özelliğini benimseyerek ona yaklaşmış olur.
Verdiği sözde durmamak, antlaşmalara uymamak da aynen böyledir.
Bu sebeple verilen sözlere, yapılan antlaşma ve akitleşmelere titizlikle uymak gerekir.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
''Münafığın alameti üçtür''.
Konuşunca yalan söyler.
Söz verince sözünde durmaz.
Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.''
(Buhari)
Müslim'in bir rivayetinde şu ilave vardır:
''Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de'' (Müslim)
Abdullah İbn. Amr İbn. As radıyallahu anhüma'dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;
''Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur.''
Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir.
O dört huya sahip olan kimse:
''Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.
Konuşunca yalan söyler.
Bir antlaşma yapınca sözünde durmaz.
Düşmanlık yapınca da aşırı gider.''
(Buhari)
Hz. Cabir'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:
''Eğer Bahreyn'den zekat malı gelirse sana şöyle şöyle şöyle doldurup veririm'' buyurdu.
Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edene kadar Bahreyn'den mal gelmedi.
Bahreyn'den mal geldiği zaman Ebu Bekir;
''Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in birine va'di veya borcu varsa bize baş vursun, diye ilan etti. Bunun üzerine onun huzuruna vararak;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana böyle böyle demişti, dedim.
Ebu Bekir elini ganimet malına daldırıp bir avuç aldı. Bunları sayınca 500 tane olduğunu gördüm.
O zaman Ebu Bekir bana;
''Bunun iki mislini daha al, '' dedi.
(Buhari)
