İstanbul
Kapalı
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Süleymaniye'nin bilinmeyen sırları!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan'a yaptırılan Süleymaniye Cami, İstanbul'un siluetindeki muhteşem görüntüsüyle 450 yıldır görenleri etkilemeye devam ediyor.

Osmanlı sultanları ve ailesi tarafından yaptırılan ve ''Sultan camileri'' anlamına gelen; selatin camileri arasında bulunan Süleymaniye Cami,  

Mimar Sinan'ın kalfalık dönemi eseri olmasına rağmen klasik Osmanlı mimarisinin en önemli örnekleri arasında yer alıyor.

Süleymaniye Cami; medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkanlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi'nin çekirdeğini oluşturuyor.

Yapımından bugüne dek İstanbul'da 100'ü aşkın deprem gerçekleşmesine karşın duvarlarında en ufak bir çatlak dahi oluşmayan cami, ihtişamıyla ayakta durmaya devam ediyor.

Klasik dönem özellikleri gösteren caminin topoğrafyaya uyumu, minarelerinin konumu ve oranları dikkate değer farklılığı olarak öne çıkıyor. 

Bu yönüyle batılı mimarların; ''Tepeye oturan değil, tepeden yükselen eser'' tanımlamasıyla İstanbul coğrafyasındaki yeri daha da benimsenmiş bir yapıdır.

Caminin iç mekan işi süslemeleri 19. yüzyılda ''Fossati'' tarafından yapıldı. Caminin kubbesi,  

53 metre yüksekliğinde ve 26, 5 metre çapındadır. 

Bu ana kubbe, Ayasofya'da da görüldüğü gibi 2 yarım kubbe ile destekleniyor. 

Kubbe kasnağında 32 pencere yer alıyor.

Cami avlusunun 4 köşesinde birer minare bulunuyor. Bu minarelerin camiye bitişik 2 tanesi 3'er şerefeli ve 76 metre yüksekliğinde, cami avlusunun kuzey köşesinde son cemaat yeri giriş cephesi duvarının köşesinde bulunan diğer 2 minare ise 2'şer şerefeli ve 56 metre yüksekliğindedir.

Cami; kandil islerini temizleyecek hava akımına uygun olarak yani yanan kandillerden çıkan islerin tek bir noktada toplanmasını sağlayan bir hava akımı yaratacak şekilde inşa edildi. 

Ana giriş kapısının üzerindeki odada toplanan bu isler, daha sonra mürekkep yapımında kullanılmıştır.

28 revakın çevrelediği cami avlusunun ortasında dikdörtgen şeklinde bir şadırvan yer alıyor.

Caminin kıble tarafında içinde Kanuni Sultan Süleyman'ın, eşi Hürrem Sultan'ın ve Mimar Sinan'ın türbelerinin bulunduğu bir hazire bulunuyor.

Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinin kubbesi yıldızlarla donanmış gökyüzü imajını vermesi için, içeriden metalik plakalar arasına yerleştirilmiş pırlantalarla ''elmaslarla'' süslendi.

Mihrap duvarındaki pencereler vitraylarla süslüdür. Mihrabın 2 tarafındaki pencereler üzerinde yer alan çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinin ortasında ise Nur Suresi, yazılı bulunuyor.

Caminin hattatı Hasan Çelebi'dir.

Camiyi yaparken Mimar Sinan, temeller biraz otursun diye inşaatı bir müddet durdurmuştur. 

İran Şahı Tahmasb Han, onun üzerine bir elçi ve bir de mektup gönderiyor; ''Duydum ki bir hayrat yapmaya girişmişsiniz fakat paranız yetişmemiş, yarım kalmış. Biz de size değerli taşlar gönderiyoruz. Onların parası ile caminizi tamamlayın sizin hayratınızda bizim de hissemiz ola'' diyor. 

Bunu duyunca Kanuni sinirleniyor. 

''Benim camimin taşları yanında bu taşlar adi bir taştan daha aşağıdır'' diyor ve Mimar Sinan'a; 

''al bu taşları cami yapımında kullan'' diyor. 

Sinan da bu taşları alıp minare taşlarının arasına yerleştiriyor. Avlunun hemen solunda bulunan bu minareye o yüzden Cevahir minaresi denir.

 

CAMİ İMAMI:

Cami imamı mrhum Mehmet Sevinç de; 

1550 yılında inşasına başlanan ve külliyesi ile birlikte 7 yıl sonra resmi açılışı yapılan caminin Osmanlı devrinin ihtişamını gösterdiğini söylerdi.

Caminin yapımına ilişkin kitabi olmayan, ancak kulaktan kulağa, ağızdan ağıza intikal eden birçok hikayeler olduğunu dile getiren Sevinç hoca, şunları kaydetti;

''Bunlardan en ilginci şudur. 

Mimar Sinan, caminin kuzey noktasında avlu kapısının üzerindeki medreseyi, işçilerin çalışmalarını, kalfaların işçilere ne şekilde davrandığını izlediği yer olarak kullanırmış. 

Bir gün bir işçi dikkatini çekiyor. 

Aynı taşla işçi kubbeye çıkıyor tekrar iniyor. 

Bunu tekrar tekrar yapıyor. Mimar Sinan bu işçiyi çağırıyor. ''Yavrum ne diye böyle yapıyorsun?'' diye soruyor. 

İşçi de mahcup bir şekilde; ''Efendim banyo yapmam icap etti. Sabahleyin kalktığımda banyo imkanı yoktu ve işe başlama saatim de gelmişti. Fakat bu caminin inşasına gusül abdesti alması gereken, ancak almadığı halde bir insanın bir taş koymasını istemedim. Ama aldığım parayı da helal ettirmek için bu taşı taşıyorum'' diyor. 

Bu caminin mimarisinde bazı çarpıcı özellikler olduğuna işaret eden Sevinç, ''En büyük özelliklerinden biri caminin içindeki aksi seda sistemi, yani akustiğidir. Caminin bir noktasında çıkan ses sağlı sollu önlü arkalı her noktasına aynı anda ulaşabiliyor'' diye konuştu.

Sevinç, Mimar Sinan'ın bu amaçla Anadolu'dan turşu küpleri getirttiğini ve içi boş 65 küpü ağızları aşağıya bakar vaziyette ana kubbenin etrafındaki duvarlara yerleştirdiğini anlatarak, küplerin aralarını da yumurtanın akıyla sıvadığını söyledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız