İstanbul
Kapalı
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İnsan ve İslamiyet...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan, ucu bucağı bilinmeyen varlık alemi içinde, eşsiz bir konuma sahiptir. 

Ruhuyla, cesediyle Allah'ın en antika bir san'at eseridir. 

Kur'an-ı Kerim, insanın bu özellikteki yaratılışını ''Ahsen-i takvim'' ile ifade eder.

En güzel konumda yaratılan insan,  

arzın halifesidir.

Yani, içinde yaşadığımız şu dünya sarayının halifesi, sultanı insandır. 

Bir devlet başkanı nereye gitse, basın mensupları onun peşindedirler. 

Ağzından çıkan her şeyi kaydederler. 

Onun gibi, yeryüzünde halife olarak gönderilen her insan, bu yüce rütbesinden dolayı; 

''Kiramen katibin'' denilen meleklerce yakın takip altındadır. 

Bu melekler, o insanın her sözünü ve amelini kaydederler.

İnsan, emanet-i kübranın hamilidir.

Gökler, yer ve dağlar, o büyüklükleriyle beraber, Allah'ın emanetini taşıyabilecek kabiliyetten uzaktırlar. 

Onlar, ancak insan için birer tefekkür sayfası olabilirler. 

Şu hadis-i kudsi'de de, bu manayı te'yid eder;

''Ne gökler ne de yer beni içine alamadı. 

Fakat mü'min kulumun kalbine yerleştim.''

Ne dağlar, ne sahralar güneşi kemaliyle gösterir. Fakat küçük bir ayna, net bir şekilde güneşi yansıtır. Mekandan münezzeh olan Allah'ın mü'min kulunun kalbine yerleşmesini bu misalle daha iyi anlayabiliriz. Demek ki, mü'minin kalbi Allah'ı bilebilecek hassas ve şeffaf bir aynadır. 

Kalb için ''Nazargah-ı İlahi'' denilmesi de bu noktadandır.

Cismen küçük olan insan, manen bir alemdir. 

Bu hakikat şöyle ifade edilir;

''İnsan küçük bir alem olduğu gibi, alem dahi büyük bir insandır.''

Alemde ne varsa nümuneleri insanda vardır. 

Ruhu ruhlar aleminden, hafızası levh-i mahfuzdan, hayali alem-i misalden haber verir. Elementleri kainattaki elementlerdendir. 

Vücudundaki tüyler yeryüzündeki ağaçlardan; kemikler yeryüzündeki taş ve kayalardan; bedeninde cereyan eden kan; 

ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı sular yeryüzündeki nehirlerden ve çeşmelerden, madeni sulardan izler taşır.

''İnsan, mahlukatın en şereflisidir.''

''Biz Ademoğullarını mükerrem kıldık''

ayeti bunu ilan eder. 

Ayetin devamında, bu mükerremiyete nümune olmak üzere, insana verilen nimetlerden ikisine dikkat çekilir;

''İnsanın karada ve denizde taşınması,

En güzel rızıklarla rızıklandırılması.''

Evet, at ve deve gibi hayvanlar, insandan daha büyük olduğu halde, insana itaat etmektedirler. 

O büyük deve, küçük bir çocuğun bile önünde diz büküp, onu sırtına almaktadır. 

Ayrıca, insanlığa bir nimet olarak sunulan otomobil, tren gibi vasıtalar; kayık, gemi gibi deniz araçları âyetin işaret ettiği nimetlerdendir.

İnsanın ''güzel'' yiyeceklerle rızıklandırılması hususu da, gerçekten çok düşündürücü bir olaydır. 

Yeşil ot veya sarı samanla gıdalanıp süt veren hayvanlar, insana süt gibi latif bir gıdayı takdim ediyorlar. 

Hatta, canlarını sunmaktan kaçınmıyorlar. 

Gagasıyla yerden her türlü tanecikleri kursağına indiren tavuk, yumurta gibi lezzetli bir hediyeyi insana getiriyor. 

Balarısı, çiçekten çiçeğe dolaşıp, şifalı bir balı insana yediriyor...

İşte, bütün bu gibi durumlar, insanın ne kadar nazik ve nazenin bir varlık olduğunu gösterir. İnsanların Rabbi olan Allah, onlara çok iyi bakıyor, ikram ediyor. 

Halbuki insan, kendi zatında çok fakir bir varlık.

''Ey insanlar! 

Siz Allah'a karşı fakir kimselersiniz.''

ayeti insanın bu yönüne dikkat çeker. 

Evet, isterse dünyanın en zengin kişisi olsun,  

herkes Allah'a muhtaçtır. 

Onun yaratmasına, Onun rızıklandırmasına,  

Onun ebediyet yurduna muhtaçtır.

Böyle fakir bir varlığın muhatab-ı İlahi olması ne büyük bir lütuftur. 

Bazı büyük makam sahipleri, alt derecedeki insanları muhatap almaktan kaçınırken, bütün alemlerin Rabbi, insanı kendine ''özel muhatap'' seçmiştir. 

Kur'an-ı Kerim'de; 

''Ey insan! 

Ey Ademoğulları! 

Ey iman edenler!'' şeklindeki seslenişler insana yapılmıştır.

İşte Kur'an'ın ayetleri ışığında bakıldığında insanın mahiyeti bu tarzda iken, Kur'an'ın nuruyla insana bakmayanlar, bu mahiyeti görememişlerdir. 

Kimi onu bir madde yığını sanmış, kimi maymunun bir üstünde yer alan bir hayvan kabul etmiş,  

kimi onu ''ekonomik bir canlı'' şeklinde değerlendirmiş...

Kaynak; Sorularla İslamiyet..

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız