İstanbul
Kapalı
25°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

KADI VECÎHÜDDÎN ÖMER EFENDİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Evliyânın büyüklerinden. Ebû Bekr’in radıyallahü anh neslindendir.

Muhammed Dîneverî amcasıydı. Babası Ebû Muhammed’dir. İlk zamanlarında memleketin ileri gelen âlimlerinden olup, fetvâlar kendisine sorulurdu. Bu sırada tasavvufa meyledip, kemâle ermiştir.

Sühreverd’de doğup, Bağdat’ta yetişti. Tasavvuf yoluna girişi şöyle olmuştur: Âl-i Selçuktan İbrâhim Han zamânında Sühreverd’e onu kâdı tâyin ettiler. Pâdişâh tarafından ferman verilip, gelip hizmete başladı.

Bu sırada iki kişi huzûruna geldi. Biri aleyhinde bir hususta dâvâcı oldular. Delil de getirdiler. Yalancı şâhid ile dâvâlarını isbat ettiler. Sonra dâvâcıların dâvâlarında yalancı olduklarını ve şâhidlerinin de yalancı şâhid olduğunu Kâdı Vecîhüddîn öğrenince, üzülüp bu vazîfeden ayrıldı.

Mücâhede ve riyâzetle meşgûl olup yetişti ve tasavvufta yüksek derecelere kavuştu. Talebelerinden biri şöyle anlatır: Şeyh ızdırabından beşeriyet hâli galebe edip, kendi kendine şöyle söyleniyordu: “Yâ Rabbî! Sen her şeye kâdirsin.

Şu ağaçların yaprağını altın edip, onda olan meyveleri gümüş edersin.” O anda o ağaçların altın, meyvelerinin gümüş olduğunu ve yolu üzere önüne dökülmeye başladığını gördüm. Şeyh bu durumu görünce söylediğine pişman olup yüzünü toprağa sürdü.

İnleyip ağlayarak istiğfâr etti. Ben yerimde duramadım. Bağdan çıkıp yanına vardım. Ellerine sarıldım. Bana; “Biz sağ oldukça bu gördüklerini söyleme!” dedi.

Buyururlardı ki; “Hak yolu arayanlara onlara yol gösterecek bir mürşîd-i kâmil, rehber lâzımdır.” “Tasavvuf ehli, kavuştukları mânâları, halleri, çoluk çocuğunu muhâfaza ettiği gibi korur.” Buyurdular ki; “Dört kimseden şu dört işin meydana gelmesi güzeldir:

1-Bir pâdişâhın âdil olup, halka adâletle muâmele etmesi,

2-Âlimin, ilmi, âhiretle ilgili derecelere kavuşmayı kolaylaştırmak için öğrenmesi,

3-Tüccarın, bedeni kuvvet kazanıp, Allahü teâlâya ibâdete yardımcı olması için dolaşması,

4-Tövbe edip, tasavvuf yoluna girenin bunu Allah için yapmış olması. Dört iş vardır ki, onlardan sakınmak lâzımdır:

1-Pâdişâhın zulme rızâ göstermesi,

2-Âlimin ilmini, dünyâlık ve dünyâ makamlarını elde etmeye vâsıta yapması,

3-Tüccarın bu işini mal toplayıp insanlar arasında parmakla gösterilmeye vâsıta yapması,

4-Tövbe edip tasavvuf yoluna girenin, riyâzet ve mücâhede ettiği halde, tasavvufun hakîkatından gâfil, habersiz olması.

Böyle olanların Allahü teâlânın gazâbına ve azâbına uğrayıp, Cehennem’e girmesi muhakkaktır.” Buyururlar ki; Tövbenin icâbı, ibâdettir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız