İslam Dininde Hayvanlara Merhameti...
Cahiliye devrinin insanları, hayvanlara da çok insafsız ve merhametsiz davranırlardı. Canlı iken hayvanların acımasızca et ve kuyruğunu kesip yerler, hayvan dövüştürme müsabakaları tertib ederlerdi. Bu vicdan zedeleyici manzaralara Hazret-i Peygamber, son verdi ve;
''Hayvan diri iken ondan kesilen parça, meyte ''lâşe'' hükmündedir, yenilmez.'' buyurdu. (Tirmizi)
Günümüzde de yapılmakta olan horoz dövüşleri, deve ve boğa güreşleri gibi merhameti zaafa uğratan adetler, adeta cahiliye devri kalıntılarıdır.
Hazret-i Peygamber, birgün yolda yüzü dağlanmış bir merkep gördü, üzüldü ve:
''Allah'ın laneti onu dağlayanların üzerine olsun!'' buyurdu. (Müslim)
Karnı sırtına yapışmış böğürleri çökmüş bir devenin yanından geçerken de:
''Konuşamayan bu hayvanlar hakkinda Allah'tan korkun! Besili olarak binin, besili olarak kesip yiyin!" buyurdu. (Ebu Davud)
Rasulullah, birgün Ensar'dan bir kimsenin bahçesine uğramıştı. Orada bulunan bir deve, Peygamber Efendimiz'i görünce inledi ve gözlerinden yaşlar akti. Efendimiz, devenin yanina gitti, kulaklarinin arkasini şefkatle okşadi. Deve sakinleşti. Bunun üzerine Rasulullah; ''Bu deve kimindir?'' diye sordu. Medineli bir delikanlı yaklaştı ve:
''Bu deve benimdir ey Allah'ın Rasulü!'' dedi.
Efendimiz:
''Sana lutfettiği şu hayvan hakkında Allah'tan korkmuyor musun? O senin, kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor.'' buyurdu. (Ebu Davud)
Efendimiz; ''Size kimin cehennemden, cehennemin de o kimseden uzak olduğunu söyleyeyim mi?'' diye sual ettikten sonra şöyle buyurdular:
''O kimseler nazik, müşfik, merhametli, cana yakin ve yumuşak olanlardir…'' (Ahmed)
Rasulullah, koyunu kulağından çekerek kesmeye götüren bir kimseye rastlamıştı. Hemen müdahale ederek;
''Hayvanın kulağını bırak, boynunun kenarından tut!'' buyurdu. (İbn-i Mace)
Bir defasında Rasulullah, Mekke'ye gitmek üzere ihramlı olarak, Medine'den çıkmıştı. Üsaye mevkiine geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Burada, gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan gördü. Alemlerin Efendisi, ashabından bir şahsa, herkes geçinceye kadar ceylanın yanında bekleyip kimseye hayvanı tedirgin ve rahatsız ettirmemesini emretti. (Muvatta)
Allah'ın mahlukatına gösterilen bu engin merhametin bir misâli de şöyle tezahür etmiştir:
Alemlerin Efendisi, on bin kişilik muhteşem ordusuyla Mekke'ye doğru ilerliyordu. Arc mevkiinden hareket edip Talub'a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek gördü. Hemen ashabından Cuayl bin Süraka'yı yanına çağırarak, onu bu hayvanların başına nöbetçi dikti. Anne köpeğin ve yavrularının İslam ordusu tarafından ürkütülmemesi hususunda tembihte bulundu. (Vakıdi)
Hazret-i Peygamber, merhametli ve merhametsiz kişilerin durumunu hadis-i şeriflerinde şöyle açıklamışlardır:
''Günahkar bir kadın, çölde susuzluktan dili ile kumları yalayan bir köpek görmüştü. Ona merhamet edip ayakkabısı ile kuyudan su alarak köpeğin susuzluğunu giderdi. Cenab-ı Hak da, bu kadının günahlarını affetti.
Diğer bir kadın da, kedisini umursamayıp aç bırakmıştı.Hatta yerin haşeratını yemesi için bile ona müsaade etmemişti. Nihayet kedi açlıktan öldü. O kadın da bu merhametsizliği dolayısıyla cehennem yolcusu oldu!'' (Buhârî)
Efendimiz;
küçük bir serçenin hakkına dahi riayet ediyor ve sahabisini tarifsiz bir merhamet ve hassasiyet ile yoğuruyordu.
Abdurrahman İbn-i Abdullah, babası Abdurrahman'ın şöyle dediğini rivayet eder;
''Biz bir seferde Rasûlullah ile beraber idik. Allah Rasulü bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada Hummara denilen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. Kuş kaçtı, yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı.Efendimiz gelince;
''Kim bu zavallının yavrusunu alıp ona ıztırap veriyor? Yavrusunu geri verin!'' diye emretti.
Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. Bu hali kabullenemedi; karıncaların yanık yuvası, ona derin bir muamma oldu ve büyük bir teessürle;
''Kim yaktı bunu?'' diye sordu.
Biz! dedik.
''Ateşle azap vermek sadece ateşin Rabbine mahsustur.'' buyurdu.
(Ebu Davud)
Avlanmak şer'an caizdir. Lakin Efendimiz, 1400 sene evvel ekolojik dengenin korunmasını emrederek yavrulama zamanına dikkat edilmesini işaret buyurmuştur. Gelişigüzel avlanmak; ''anneyi vurup yavruları mahzun etmek veya yavruları alıp anneyi mahzun bırakmak, şefkat ve merhamet hislerini zedelemektedir.''
Bu nebevi düsturların ortaya koyduğu bir hakikat de şudur ki, kamil bir mü'minin merhameti, vahşi hayvanlari bile içine alacak derecede geniş ve derin olmalidir. Zira Islam'da yılan ve akrep gibi zararlı hayvanların bile fazla azap çekmemeleri için bir vuruşta öldürülmeleri emir buyrulmaktadır:
Efendimiz, hayvanlara müşfik davranmayı emretmenin yanısıra, onlara beddua edilmesini de hiç hoş karşılamazlardı.
Devesine lanet edene; ''Kim o devesine lânet eden?'' diye sordu.
Sahabi;
''Ben ey Allâh'ın Rasulü!'' deyince, Efendimiz;
''İn o deveden! Artık lanetli deveyle bize yoldaşlık yapma! Sakın kendinize beddua etmeyin; çocuklarınıza ve mallarınıza da beddua etmeyin!''
''Zira dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.''buyurdu. (Müslim)
Bir müslümanin en belirgin vasfi merhamettir. Her zaman bir işe başlarken çektigimiz besmelede, Allah Te'ala bize kendisinin merhamet sahibi oldugunu telkin eder. Merhamet, müslümanin şahsiyet özelligidir.
Islâmda hayvanata karşi bile bu denli merhamet ve hassasiyet telkin edilmesi, mü'minlerin, mahlukatın en şereflisi olan insana bakış tarzında müstesna bir gönül kıvamına ermelerine vesile olmuştur.
Hazret'i Peygamber;
''Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de sizlere merhamet etsin!'' buyurmuşlardir. (Tirmizi)
