Efendimizin Hilmi...
Hz. Peygamber (s.a.v) her konuda oldugu gibi, hilmi ve yumuşakligi ile de bambaşkaydi. Hatta bir taneydi. Resulullah (s.a.v) son derece yumuşak huylu, bagişlayici ve güzel ahlak sahibiydi.
Rahmet olarak, gönderilen Resul-i Ekrem (s.a.v), peygamber olmadan önce de, sonra da insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu.
Allah Te'ala'nın emirlerini insanlara tebliğ sırasında, Kureyş müşrikleri ona her türlü hakarette bulunuyordu. O'nunla alay ediyor, ölümle tehdit ediyor, geçtiği yollara çalı çırpı ve dikenler seriyor, üzerine pislik atıyor, boynuna kement atarak sürüklemeye çalışıyorlardı. Bununla da kalmayıp, ona sihirbaz, büyücü, kâhin, şair diyorlar; öfkelendirip kızdırmak için her türlü yola başvuruyorlardı. Fakat o, kendisine yapılan bütün bu hakaretlere tahammül ediyor, kızmıyordu.
Hz. Peygamber (s.a.v) insanların en az kızanı, en çabuk razı olanı ve en çok bağışlayanı idi. Şahsına yapılan kötülüklerden dolayı hiçbir şekilde intikam almamıştır. Öfkelenecek yerlerde sükunetini korur, mübarek hayatına kastedenleri bile bağışlardı.
Hak Te'ala da kendisini korumuş ve bu sıfatından dolayı övmüştür:
"Allah'ın bir rahmet eseridir ki, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer huysuz ve katı kalpli biri olsaydın muhakkak onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi."(Al-i İmran, 3/159.)
Hilmin Bir Yahudinin Hidayetine Vesile Olması:
Yahudi alimlerinden Zeyd b. Su'ne, İslamiyet'le şereflenmesini ve hidayete gelişini şöyle anlatmıştır:
''Hz.Peygamberin yüzüne baktığım zaman, peygamberlik alametlerinden ikisi dışında hepsini görmüştüm. Henüz görmediğim iki alamet ise öfkesini bastıran yumuşak huyu ve kaba cahilliğe karşı sabrıydı. Bunları denemek istiyordum.''
Resulullah (s.a.v) bir gün Hz.Ali ile birlikte odasından çıkmıştı.Bineği üzerinde bedevi bir adam ona yaklaşarak dedi ki:
"Ya Resulallah! Falan köy halkı müslüman oldular. Ben onlara, Müslüman olursanız rızkınız çoğalır demiştim. Aksine bu sene kuraklık oldu, kıtlık içinde kaldılar. Korkarım ki dünya menfaati için müslüman oldukları gibi, menfaat için İslâm'dan çıkıverirler. Acaba onlara bir yar-dım göndermeniz mümkün olur mu?"
Hz. Peygamber (s.a.v) yanındakine baktı. "Bir şey kalmadı ya Resulallah" cevabını alınca, ben ona yaklaşarak, dedim ki;
"Belli miktar hurmayı belli süreyle veresiye, selem akdiyle bana satmaz mısın?"
"Miktarı belli hurmayı belli süreyle sana satayım" dedi.
Ben de süreli belli hurma karşılığında, 80 miskal altın verdim.
Henüz süre bitmesine İki üç gün varken, bir cenaze münasebetiyle Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ın da yer aldığı bir topluluk içinde Hz. Peygamber'e yaklaşıp yakasına yapıştım; yüzümü ekşiterek dedim ki:
"Hakkımı ödemeyecek misin ey Muhammed? Siz Abdülmuttaliboğulları hep böyle ödemeyi ertelersiniz!"
Hz. Ömer bana sertçe baktıktan sonra,
"Ey Allah'ın düşmanı! Sen Resûlullah'a nasıl böyle söyler, nasıl böyle davranırsın? Yemin olsun ki ondan çekinmesem kılıcımı kafana indirirdim" dedi.
Hz. Peygamber (s.a.v) ise, sükunet ve tebessümle Ömer'e bakarak dedi ki:
"Ya Ömer! Bana borcumu güzelce ödememi, ona da alacağını güzelce istemesini söylemeliydin. Onu götür de hakkını öde, korkuttuğun için 20 ölçek de fazladan ver."
Hz. Ömer beni götürüp hakkımı ödedi, 20 ölçek hurma da ekleyiverdi.
"Seni korkuttuğum için, sana fazlaca ödememi Resulullah emretti" dedi. Ben de;
"Şahit ol ya Ömer! Allah'ı Rab, İslam'ı din, Resulullah'ı nebi olarak kabul ettim" dedim.
Sonra birlikte Hz. Peygamber'e gittik. ''Eşhedü en la İlahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh' diyerek iman ettim."
