İstanbul
Parçalı bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Muhammed Üftade Hazretleri...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında yaşıyan evliyanın büyüklerinden.1490 senesinde Bursa'da doğdu. İsmi, Muhammed olup, babası Manyaslı Mehmed Efendi'dir. Üftade lakabıyla meşhur oldu. Bursa'nın çeşitli camilerinde müezzin ve imam olarak vazife yaptı.

Mehmed Efendi, oğlu Muhammed Üftade'yi, daha küçük yaşta iken, ipek satan bir tüccarin yanina çalişmaya verdi. Fakat bir hafta gibi kisa bir süre içinde, ustasi ve babasi vefat edince, çocuk yaşta ailesinin geçim yükünü omuzuna aldi. Hem çalişip, annesi ile kardeşlerinin kimseye muhtac olmadan geçinmelerini sagliyor, hem de boş zamanlarinda Bursa'daki medreselere gidip gelerek, zahiri ilimleri öğrenmeye gayret ediyordu. Seneler sonra, zahiri ilimleri öğrenerek, Bursa Ulu Camii'nde müezzinlik yapmaya başladi.Daha sonra Dogan Bey Camii'nde imam oldu.

Bir gün rüyada Seyyid Emir Buhari hazretlerini gördü. ''Bizim camide vaz ve nasihat eyle'' emri üzerine, sabahleyin Emir Buhari Camii'nde vaz ve nasihate başladi. Vakitlerini hep ibadetle geçiren tasavvuf büyüklerinin yolunda bulunmayi ve bir velinin yaninda yetişmeyi çok isteyen Muhammed Üftade, bir gün Karacabeyli Hizir Dede isminde bir velinin Bursa'ya geldiğini ve Ulu Cami'nin yanında ikamet ettiğini öğrendi. Huzuruna vararak, talebesi olmak istediğini bildirdi. Hızır Dede onu talebeliğe kabul ederek, yetiştirmeye başladı. Muhammed Üftade hocası Hızır Dede'nin terbiyesinde sekiz yıl canla başla çalıştı. Onun vefatından sonra da, Şeyh-i ekber Muhyiddin Arabi hazretlerinin ruhaniyetinden istifade ederek kalb gözü açıldı, kemale gelip olgunlaştı. Her nefes alıp vermesinde Allah'ü T'eala'ya hamd eder, cenab-ı Hakk'ı, bir an olsun hatırından çıkarmazdı. Lüzumsuz hiç konuşmaz, konuştuğu zaman da hikmetler saçar, dinleyenlerin her biri, kabiliyeti kadar istifade ederdi. Onun bu konuşmalarını talebesi Aziz Mahmud Hüdai Vakı'at adlı eserinde topladı.

Osmanlı sultanı üçüncü Murad Han ile Üftade, bir gün sohbet ediyorlardı. Bir ara Üftade, görünüşte lüzumsuz bir takım el kol hareketleri yapmaya başladı. Mübarek yüzünün rengi, halden hale giriyordu. Sonra eliyle bir yer sıvarmış gibi yapmaya başladı. Padişah aniden yapılan bu hareketlere önce bir mana veremedi. Sonra Üftade'nin elinin siyahlaştigini görünce; ''Efendi hazretleri! Niçin böyle hareketler yapmaya başladiniz! Elinizin siyahlaşmasina sebeb nedir?'' diye sordu. O da; ''Sultanım! Tebeanızdan bir balıkçı tayfası Karadeniz'in sularında balık tutuyorlardı. Tekneleri su alacak şekilde delindi. Bizden yardım istediler. Biz de imdadlarına yetişerek, teknelerinin deliğini tamir ettik. Bu sebeple elimiz karardı. Elhamdülillah müslümanların boğulmaktan kurtulmasına vesile olduk'' buyurdu.

Bir gün Üftade, talebeleriyle kıra çıkmıştı.

Talebeler hocalarına takdim etmek üzere, çiçeklerden demet yaparak huzura getirdiler. Herkesin çiçeğini kabul eden Üftade, Aziz Mahmud Hüdai'nin getirdiği kırık saplı bir çiçeği görünce; ''Evladım! Bütün arkadaşların demet demet çiçek getirdikleri halde sen niçin kırık saplı bir çiçek getirdin?'' diye sordu. Hüdai de; ''Efendim, zat-ı alinize ne takdim etsem azdır. Fakat hangi çiçeği koparmak için eğilsem, o çiçeğin; ''Allah! Allah!'' diye zikrettiğini duydum. Ancak, bu gördüğünüz sapı kırılmış çiçeğin zikredemediğini görünce, onu size getirdim. Kusurumu bağışlamanızı istirham ederim'' dedi. Bu cevap, Üftade hazretlerinin çok hoşuna gitti ve Aziz Mahmûd Hüdai'ye hayır duâlarda bulundu.

Muhammed Üftade hazretleri, 1581 senesinde Bursa'da hastalandı. Talebelerini başına toplayıp, son nasihatlerini yaptıktan sonra, Kelime-i şehadet getirerek vefat etti. Sağlığında kendi yaptırdığı caminin bahçesine defnedildi.

Üftade hazretlerinin yazdığı ve halk arasında meşhur olan bir şiiri:

Hakk'a aşik olanlar,

Zikrullah'tan kaçar mı?

Arif cevherlerini

Boş yerlere saçar mı?

***

Gelsin marifet olan,

Yoktur sözümde yalan,

Emmareye kul olan,

Hayr ü şerri seçer mi?

***

Gerçek bu söz yarenler,

Gördüm demez görenler.

Keramete erenler,

Gizli sırrın açar mı?

***

Üftade yanıp tüter,

Bülbüller gibi öter,

Dervişlere taş atan,

İman ile göçer mi? 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız