İstanbul
Parçalı bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Cerir İbn. Abdullah (ra)...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Cerir İbn. Abdullah el-Beceli, yüzünde melek nişanesi bulunan, yakışıklı bir yiğit... Cahiliye devrinde "Yemen'in Kabe'si" diye bilinen Zülhalesa tapınağını yıkan bir kahraman...Yemen aşiretlerinden Becile kabilesinin reisi...

Ebu Amr künyesiyle anılan Cerir, hicretin 10. yılı Ramazan ayında kavminden 200 kişiyle birlikte Medine'ye gelerek İslam'la sereflendi.

O; uzun boylu, nurani yüzlü ve son derece yakışıklı bir kimseydi. Hz. Ömer, onun hakkında; "Cerir İbn. Abdullah bu ümmetin Yusuf'udur." derdi. Onun İslam'a gelişini Rasulullah, ashabına önceden haber verdi. Bir gün hutbe okurken; "Size su taraftan hayırlı bir kimse geliyor. Yüzünde melek nişanesi vardır." buyurdu. Cerir İslam'a girişini şöyle anlatıyor:

"Medine'ye gelince devemi çökerttim. Heybemi açıp yeni elbisemi giydim ve Mescide girdim. O sırada Rasulullah, hutbe okuyordu. Kendisine selam verdim. Cemaat beni göz ucuyla süzüyordu. Sonra Resul-i Ekrem, bana; "Ey Cerir! Ne için geldin?" diye sordu. Ben de: "Ya Rasulallah! Sana bey'at etmege geldim. Şartların nedir?" dedim.

Bunun üzerine Rasulullah, bana hitaben;

"Ey Cerir! seni Allah'tan baska ilah bulunmadığına ve benim de Allah'ın resulü olduğuma sehadete, ahiret gününe, kadere inanmağa, farz olan namazları kılmağa, farz olan zekatı vermeğe, her müslüman için hayırlı olmağa, iyilik düşünmeğe, samimi davranmağa kafir ve müşriklerden uzak durmağa ve başınızdaki idarecilere itaat etmeğe davet ediyorum." buyurdu. Ben de bu sartları kabul ederek, Rasulullah'ın elini tuttum ve bey'at ettim. Yanımdakiler de aynı şartları kabullenerek hep birlikte İslam'la şereflendik.

Cerir, müslüman olduktan sonra Resul-i Ekrem'in kendisini her gördüğünde gülümsediğini söyler. O, Efendimizle çok az bir zaman beraber olmasına rağmen, tebessümlerine ve iltifatlarina sık sık mazhar oldu. Birgün iki Cihan Güneşi efendimiz mescidde ashabıyla oturuyordu. Cerir İbn. Abdullah içeri girdi. Ona yer açılmadığını gören Efendimiz, Cerir'e ridasını çıkarıp attı ve "Ey Ebu Amr, al onu, üzerine otur!" buyurdu. Cerir alıp oturdu ve "Ey Allah'ın Resulü! senin bana ikram ettiğin gibi Allah da sana ikram buyursun." diyerek, tesekkür etti. Bunun üzerine Rasulullah, efendimiz çevresindekilere dönerek; "Size bir toplulugun kerem ve seref sahibi büyüğü geldiği zaman, ona ikramda bulunun ve saygı gösterin." buyurdu.

Cerir-i Beceli yine birgün Efendimizin yanında bulunuyordu. Dışardan yalın ayak, abalarını başlarına geçirmiş, çıplak bir takım kimseler geldi. Fahri Kainat onların fakir ve yoksul hallerini görünce yüzünün rengi değişti. İçeri girdi ve Bilal'e ezan okumasını emretti. Namazdan sonra cemaata dönerek, şöyle bir hitabede bulundu:

"Ey iman edenler! Allah'tan korkunuz! Herkes yarın ahiret günü için ne gönderdiğine bir baksın. Allah'tan korkunuz! Çünki, Allah ne yaparsanız hakkıyla haberdardır." (Haşr, 18) ayetini okudu. Sözüne devamla; "İnsan dinarından, dirheminden elbisesinden, buğdayından, kuru hurmasından sadaka vermelidir" buyurdu.

Bu inci tanesi sözleri dinleyen ashabın hepsi bir şeyler getirmeğe başladı. Yiyecek ve giyeceklerden iki küme oluştu. Ensar'dan bir adam da bir kese getirdi. Resul-i Ekrem, efendimizin yüzü gümüş gibi parlıyordu. Sevincini şu ifadelerle dile getirdi. "Her kim İslam'da güzel bir çığır açarsa, o çığırda gidenlerin sevaplarının aynısı ona da verilir. Her kim de kötü bir çığır açarsa o çığırda gidenlerin vebali de ona aid olur." buyurdu.

Resul-i Ekrem efendimiz Cerir'i gördükçe "Zülhalesa ne oldu?" diye sorardı. Cahiliye döneminde burası "Yemen'in Kabesi" olarak bilinirdi. Bu tapınağın ayakta durmasına gönlü razı değildi. Beytullah'a rakip gösterilmesinden daima huzursuzluk duyan efendimiz, bu tapınağı yıkmak üzere bir seriyye hazırladı. Cerir'i de seriyye kumandanı olarak, görevlendirdi. O da kabilesinden 200 kişiyle bu tapınağı tahrip ederek yıktı.

Cerir, veda haccında Resul-i Ekrem ile birlikte bulundu. Efendimiz onu Medine'ye döndüklerinde Himyerilerin emiri Zülkela ile yahudi olduğu rivayet edilen Yemen krallarından Zu Amr'ı İslamiyet'e davet etmek üzere gönderdi. Her ikisiyle de görüşen Cerir, onların İslam'a gelmelerine vesile oldu. Birlikte Medine'ye doğru yola çıktılar. Fakat yarı yolda Sevgili Peygamberimizin dar-i beka'ya irtihali haberini aldılar. Zülkela ile Zu Amr ziyareti gerçekleştiremeden geri döndüler. Cerir ise, Medine'ye gitti. O, dört halife devrinde de güzel hizmetlerde bulundu. Hz. Ebu Bekir onu Has'am ve Becile kabilelerinden irtidat edenlerin üzerine gönderdi. İsyanları bastıran Cerir, yeni emir alıncaya kadar Necran bölgesinde bekledi. Irak'ta yapılan çeşitli harplere katıldı. Sonra Hz. Halid İbni Velid'e yardım etmek üzere Yemame'ye gitti. Hz. Ömer zamanında Celula savaşlarına katılan Cerir, oraya yerleşti. Hz.Osman döneminde Kufe valisi Mugire'ye bağlı olarak, bir süre Hemedan valiliği yaptı. Daha sonra Said İbn. As kumandasında Azerbaycan fetihlerine katıldı. Hz.Osman Fırat kenarındaki bir kısım toprakları ona verdi. Karkısıya şehrinde uzlete çekilen ve yüze yakın hadis rivayet ettiği söylenen Cerir, İbn. Abdullah 674 m. tarihinde vefat etti.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız