İstanbul
Parçalı az bulutlu
0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

Büyük Üstad Büyük Şair...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

 

 

12 yaşında şiir yazmağa başlayarak,

kendi hatıratında şu şekilde aktarır:

"Şairliğim on iki yaşımda başladı.''

Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim...Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı küçük ve eski bir defter...Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde...Haberi veren annem, bir an gözlerimin içine bakıp;

''Senin dedi; Şair olmanı ne kadar isterdim!''

Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü...Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı içimden kararımı verdim:

''Şair olacağım!''

''Ve oldum..."

Necip Fazil, 23 yaşına geldiğinde, yazdığı "kaldırımlar" isimli şiiriyle, sanat çevrelerinin takdirini toplamış ve bundan sonra adı bu şiirle anılmıştır: "kaldırımlar şairi"

''Sokaktayım, kimsesiz, bir sokak ortasında;

Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.

İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;

Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;

Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...

Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor

Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi,

Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.

Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;

Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.''

***

Necip Fazıl hayatında o kadar fazla mahkemelik olmuş ki, artık kendisinden bıkan hakim, bir gün Necip Fazıl'a ;

"Bak, seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim!.." der.

Necip Fazıl, hakimin bu uyarısını anlamamış gibi;

"Hakim bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?.." der.

Necip Fazıl, hayat pahalılığını şöyle anlatıyor:

''Ölsen kefen pahalı,

Bilmem kaça patiska?

Yaşasan kaça pişer,

Bir tencere kapuska?''

***

İslam'a irtica, Müslüman'a mürteci diyenlere şöyle cevap veriyor:

''Zamanı kokutanlar, mürteci diyor bana,

Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana...''

Adaletsizliğin çirkinliği karşısında şu beyitle ortaya koyuyor;

''Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul!..''

***

Necip Fazıl'ın şiirlerinde "ölüm" konusu, işlenen konuların başında gelir.

''Gökte zamansızlık hangi noktada?

Elindeyse yıldız yıldız hecele!

Hüküm yazılıyken kara tahtada

İnsan yine çare arar ecele!''

İnsanlar bir bir öldüğü halde, yaşayanlar, nedense ölüme bir türlü inanamamaktadırlar;

''Minarede "ölü var" diye bir acı sela...

Er kişi niyetine saf saf namaz...Ne ala!

Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala!

Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...''

Büyük Şair, tabutu şöyle tarif ediyor;

''Tahtadan yapılmış bir uzun kutu:

Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.

Çakanlar bilir ki bu boş tabutu,

Yarın kendileri dolduracaklar...''

''Cılız vücuduma tam görünse de,

İçim bu dar yere sığılmaz diyor.

Geride kalanlar hep dövünse de,

İnsan birer birer yine giriyor.''

''Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!

Mezarda geçer akçe neyse onu biriktir!''

Hüner;

''O dem ki, perdeler kalkar, perdeler iner,

Azrail'e "hoş geldin" diyebilmektir hüner...

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?...''

***

Peygamber (s.a.v)' in getirip bildirdiği her şeye iman etmek gerekir;

''Sende insan ve toplum, sende temel ve bina;

Ne getirdin, götürdün, bildirdinse; amenna!''

Ona göre ölçü; peygamber ölçüsü olmalıdır;

''Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!''

***

Sene 1943:

''Diyanet İşleri Başkanı, Kur'anı türkçeye çevirip, hakiki Kur'anı ortadan kaldırmak için bir kanun çıkartmak istemektedir.''

Diyanet Reisi'yle bir iki kez görüşmüşlügümüz vardı, fakat, Allah'ın kitabını türkçeye çevirip onu Kur'an ismiyle resmi ibadete sokmak gayreti derecesinde açık ve muazzam bir küfründen haberim yoktu.

Bu haberi duyduktan birkaç gün sonra, bir toplantıda, Diyanet Reisiyle karşılaştık, kendisine:

''Duyduğuma göre, Kur'anı türkçeye çevirmek ve bunu resmen ibadet dili haline getirmek şeklinde bir düşünceniz varmış...Sapıklık ve hüsranların en büyüğü olan böyle bir hadiseyi, bizzat sizin ağzınızdan duymadan inanılır şey telakki edemiyorum. Lütfen hakikati bildirir misiniz?..''

Uçuk benzi bir kat daha uçarak ve soluk dudakları bir kat daha solarak bana şu cevabı verdi:

''Evet Necip Fazıl Beyefendi!..Sizin dini bakımdan imkansız gördüğünüz bu işi, Mezhep İmamlarının kabul ettiğini bilmiyor musunuz?..Mezhep İmamları Kur'anın başka bir dille okunabileceği ve bununla ibadet edilebileceği hakkında görüş belirtmişlerdir...''

Bu cevabı alır almaz, bütün kanımın, beynime dolduğunu hissettim, ve Kendisine şu cevabı verdim:

''Sadece küfürle kalmıyor, bir de küfrünüze ortak arıyorsunuz!..Kur'anın Allah kelamı olduğuna inanan her fert, Allah kelamının, nazil olduğu lisan kalıbından ayrılmayacağını, ayrılacak olursa, artık onun Allah kelamı olmayacağını bir hamlede kavrayacak bir anlayışa sahiptir. Bakın, Diyanet İşleri Reisi Efendi, Ben, Necip Fazıl, sizin elinizdeki icra vasıtalarına karşı, bir kamyonu durdurtmak isteyen bir piliç kadar zayıf bir ferdim; fakat size açıkça haber veriyorum, eğer sapıklığınızın büyüsü altında şuurunu körletip sizi destekleyecek bazı fertler bulacak ve bu niyetinizi tatbik mevkiine çıkaracak olursanız, bir piliçten hiç farkı olmayan bu zayıf cüssemi, kamyonun tekerlekleri altına atmakta tereddüt göstermeyeceğim!..''

Evet bütün İslam düşmanlarına parmak ısırtacak bu imansıza bunları söyledim ve çıkıp gittim...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *