Galata Mevlevihanesi...
İstanbul, Beyoğlu'nda Tünel tarafında Galip Dede Caddesi'nde bulunan eski bir mevlevihane olup, şu anda müze olarak faaliyet göstermektedir.
Kuruluşu II.Bayezid dönemine 1491 yılına kadar uzanan Galata Mevlevihanesi, 27 Aralık 1975'den itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müze olarak faaliyet göstermektedir.
II. Mustafa döneminde 1765'de Tophane yangınıyla harap olan Mevlevihane, bir yıl içinde inşa edilerek, yeniden faaliyete geçmiştir. Sırasıyla; Sultan III. Selim zamanında Şeyh Galib'in meşihat döneminde, II. Mahmud döneminde 1819 da Halet Efendi tarafindan ve 1835 de ve Sultan Abdulmecid döneminde 1855 de büyük onarimlar geçirmiştir. 1925 yilinda tekkeler kapatildiktan sonra bir süre ilkokul ve lojman olarak, kullanildik'tan sonra
1967-1975 yillarinda gerçekleşen onarim ve düzenlemeyle müze olarak kullanilmaya başlamiştir
Orijinal adi Kulekapi Mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi, Istanbul'un fethinden sonra 1491 yılında Osmanlı'nın yeni başkentinde kurulan ikinci mevlevi tekkesidir. Theophile Gautier, Enmondo de Amicis gibi meşhur Batılı İstanbul gezginlerinin ''Beyoğlu Mevlevihanesi'', ''Kulekapı Mevlevihanesi'' olarak, sözünü ettiği mevlevihanenin bulunduğu yerde daha önce Bizans'ın St. Theodore Manastırı vardı.
Ağaçlarla kaplı bu ıssız yeri, Sultan II. Bayezid bostancıbaşılık ve beylerbeylik yapan İskender Paşa'ya verir, o da burada bir av çiftliği kurar. Mevlana'nın torunlarından Sema-i Mehmet Dede, paşadan arazisinin bir bölümünü mevlevi dergahı yapmak için ister. İskender Paşa da bu dileği kabul eder ve 1491'de Galata Mevlevihanesi'nin yapımına başlanır. Galata Mevlevihanesi, kuruluşundan kısa bir süre sonra halveti zaviyesine dönüşür; 17. yüzyıl başlarında Kasımpaşa Mevlevihanesi'nin kurucusu Sırrı Abdi Dede'nin çabalarıyla yeniden mevlevihane haline getirilir.
Girişte sol tarafta bulunan küçük mezarlıkta, Şeyh Galib ve Nayi Osman Dede'nin mezarları bulunur.
Mevlevihane; 27 Aralık 1975 tarihinde halkın ziyaretine açılmıştır. Divan edebiyatı müzesi olarak kullanılmaktadır. Her ayın ikinci ve son Cuma günleri düzenlenen sema gösterileri ile geçmişle günümüz arasındaki bağı devam ettirir.
***
Ihlamur Kasrı:
Ihlamur Kasrı, Beşiktaş ve Nişantaşı arasındaki vadide yer alan Ihlamur Mesiresi'ndeki kasırdır. Buraya Abdülmecit tarafından Nigoğos Balyan'a, ''Merasim Köşkü'' ile ''Maiyet Köşkü'' olarak, adlandırılan iki kasır yaptırılmıştır. Bunlardan Merasim Köşkü, asıl Ihlamur Kasrı'dır. Yüksek bir subasman üzerine tek kattan oluşan dikdörtgen planlı köşk, kesme taştan inşa edilmiştir.
Merasim Köşkü'nün biraz ilerisinde bulunan Maiyet Köşkü daha sade bir yapıdır, iki katı olan bu yapıda, giriş cephesinde iki kollu bir merdiven bulunmaktadır. Girişin ortasında bir hol ve merdivenler ile köşelerde 4 adet oda yer almaktadır.
Bugün, çevresinin gürültü ve karmaşasından kendini yüksek duvarlarla koruyan Ihlamur Kasrı, çok eskilerden bu yana, Ihlamur Mesiresi adıyla anılan bir dinlenme alanının içinde kurulmuş iki yapıdan oluşur. Havuzlu Ihlamur Mahalli, Muhabbet Bahçesi ve Hacı Hüseyin Bağı adlı üç bölümden meydana gelen bu dinlenme alanının, Sultan III. Ahmet döneminde 1703-1730 bir "hasbahçe'ye'' dönüştürüldüğü,
I.Abdülhamit 1774-1789 ve III. Selim 1789-1807 dönemlerindeki düzenlemelerden sonra XIX.'ncu yüzyılın ilk yarısında Sultan Abdülmecit'in de ilgisini çektiği bilinmektedir. Sultan burada bulunan sade bir bağ evine sık sık gelerek dinlenir, bazı konuklarını, bu arada ünlü Fransız şairi Lamartine'i burada kabul ederek görüşürdü. Daha sonra da bu sade ve küçük kasrın yerine 1849-1855 yılları arasında, bugün bulunanları yaptırdı.Yapılardan biri Merasim Köşkü, törenler için düşünülmüş ve kullanılmıştır. öbürüyse Maiyet Köşkü, Sultanın maiyeti, kimi zaman da haremi için kullanılmıştır adlarıyla anılmış, ikisine birden de; Ihlamur Kasrı ya da kasırları adı verilmiştir.
Maiyet Kasrı olarak tanınan, diğerine göre daha küçük boyutdaki yapıysa, dış süsleme açısından daha yalın olmakla birlikte benzer anlayıştadır. Bu yapının iç süslemeleri de oldukça yalın biçimde ele alınmıştır.
Sultan Abdülmecit'in genç yaşta ölümünden sonra, Sultan Abdülaziz, ağabeyinin sevdiği bu yapılara ve çevreye fazla olmamakla birlikte ilgi gösterir, meraklı olduğu horoz ve koç döğüşleriyle, güreşlerin bazılarını bu bahçede yaptırırdı. Sonraları V. Mehmet Reşat, sık sık buraya gelip dinlenmiş, onun zamanında İstanbul'u ziyaret eden konuklardan Bulgar ve Sırp Kralları 1910'da burada ağırlanmıştır.
