İstanbul
Parçalı bulutlu
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

İSTANBUL TRAFİĞİ ÇILDIRTIYOR

YAYINLAMA:

İstanbul aşkımız.
İstanbul gönül işi.
İstanbul’a hizmet şudur budur.
Her şey güzel.
Hizmete bir lafımız yok.
Ancak İstanbul’un bir sorunu var ki!
Sormayın gitsin!
“Trafik”.

Artık içinden çıkılmaz,
yaşanmaz hâle geldi.
Hele hele park sorunu…
O daha da berbat bir şey.

Eminönü’ne, Beyoğlu’na,
Taksim’e, Levent’e, Sirkeci’ye
veya trafik yoğunluğunun fazla olduğu bir yere gidin,
park yeri arayın.
İnanın, ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelir.

BU İŞ NASIL HALLEDİLECEK?

İstanbul, 20 milyona yaklaşan nüfusu ile devasa bir kent.
Korkunç bir göç var.
Çocuklar ana rahmine düşmeden,
İstanbul’a gitme rüyası görüyorlar.

Bir de yabancılar; suriyeliler, afrikalılar, araplar, afganlar…
Var ki sormayın gitsin.

Bu göç tabii ki iskân ve de nüfus sorununu gündeme getiriyor.
İmamoğlu’nun fazla bir icraatı yokken,
AKP Hükümeti İstanbul için BETON YIĞINI hâline gelen
ESENYURT gibi ilçeler hariç iyi şeyler yaptı.
Köprüler, tüneller, geçitler, trafik düzenlemeleri.
Ancak bu yetmedi.

Megakent oluşu, iş bulma potansiyelinin yüksek oluşu,
insanları mıknatıs gibi bu kente çekiyor.
Nefes alamaz hâle geldik.
Artık İstanbul’a bence PASAPORT ile vatandaş
almanın zamanı geliyor mu ne!

BOĞAZA GİTMEK HAYAL OLDU

1980-1995’li yıllarda Tercüman gazetesinde cumartesi günleri izin günümüzdü.
Çoğu hafta sonu şöyle bir Boğaz’ı turlardık.
Denizin kokusunu alır,
Sarıyer’in tepelerinde çayımızı yudumlar,
koylarda da ızgara hamsimizi neşeyle yer,
enerji toplamış olarak evimize dönerdik.

Önceki hafta Mersin’den misafirlerimiz geldi.
Eczacı Levent ve eczacı eşi Neslihan Uslu.
Günlerden cumartesi;
“Boğaz’ı görmek, gezmek,
İstanbul’un tadını çıkarmak istiyoruz” dediler.
Biz de öyle yaptık.
Yapmaz olaydık!

Sabah erken kalktık.
17 dakikada Sarıyer’deydik.
Her şey güzeldi.
Sarıyer börekçisini ziyaret ettik.
Su muhallebicisinde tatlı ihtiyacımızı giderdik.
Sonra Sarıyer’in tepesine çıktık.
Şahin Tepesi’nde çayımızı, kahvemizi yudumladık.
Buraya kadar her şey MUHTEŞEMDİ.

Sonrası, dönüş süreci…
Öğle saatlerinde Sarıyer’den
evimize 2,5 saatte döndük.
Yani sabah zevkimiz burnumuzdan geldi, inanın.
Bir trafik ki sormayın.

Güneşi, ışığı gören yola dökülmüş.
Trafik öyle yoğun ki nefes bile alınacak gibi değil.
Bulunduğumuz semtte börek de var, çay da.
Boğaz ve de denizin cazibesi olmasa,
bu ıstırap çekilir mi?
Bilmiyorum!

SÜRÜCÜ ÇILDIRDI

Trafiğin yoğun olduğu bir saat.
Yine öğle saatleri.
Adam başını camdan çıkarmış, bağırıyor;
“İzmir’den, Osman Gazi Köprüsü’ne 4,5 saatte geldim.
Evim Avcılar’da.
3 saattir yoldayım.
Ne zaman evime varacağım belli değil.
Birileri her kimse,
artık şu trafiğe de biraz kafa yorsun Allah aşkına!
Canımız burnumuzdan geliyor.”

BİR ŞEYLER YAPILMALI

Evet, trafik için,
otopark için,
akın akın gelen göçler için
bir şeyler yapılmalı.
Ama ne!
Bu bizim işimiz değil!
Çünkü belediye başkanı değiliz.
Yöneten takımından da değiliz.

Ama kesin olan bir şey var,
o da bu gidişle artık İstanbul insanı
bu devasa kentte nefes alamayacak gibi.
Denizi bile artık aydan aya görecek gibi.
Çünkü bir yere gitmek için yola çıktığınızda
çileden de çıkıyorsunuz.

Allah, Sirkeci’de çalışıp da
akşam arabasıyla Beylikdüzü, Avcılar veya Büyükçekmece’de
evine gideceklerin yardımcısı olsun, diyorum. 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *