ÖLMEK BİR SEÇENEK DEĞİLDİR
Bir dostumla uzun bir sohbetin içindeydik. Konu önce bireysel sorunlardan açıldı, sonra farkında olmadan ülkenin içinde bulunduğu durumlara geldi. Ekonomik sıkıntılar, insanların üzerindeki yük, geleceğe dair belirsizlik…
Konuşurken bir noktada şunu söyledim: Hayat, geçmişin ağırlığı altında ezilerek ya da henüz gelmemiş bir geleceğin kaygısıyla tüketilecek kadar uzun ve değersiz değildir.
Dostum kısa bir süre düşündü ve şu cümleyi kurdu: “Ölmek bir seçenek değildir.” Sonra ekledi: “Bu yüzden ne yaptıysak bugün yaparız ve kendimiz için yapmalıyız. İngilizlerin söylediği gibi, her gün bir hediyedir.”
O an bu cümle zihnime takıldı. “Ölmek bir seçenek değildir.” İlk bakışta sade gibi duruyor ama aslında çok ağır bir anlam taşıyor. Çünkü insan gerçekten ölümü seçemez. Ama bazen başka bir şey yapar: Yaşarken hayattan çekilir.
Bunu fark etmek için uzağa bakmaya gerek yok. Etrafımıza bakmak yeterli. Sabah işe giden, akşam eve dönen, sorumluluklarını yerine getiren insanlar… Her şey dışarıdan bakıldığında normal ve düzenli görünür. Ama zamanla bazı insanlar için bu düzen başka bir şeye dönüşür. Yaşamak ile sadece günü tamamlamak arasındaki fark yavaş yavaş kaybolur.
Modern hayatın temposu da bunu biraz kolaylaştırıyor. Ekonomik kaygılar, iş güvencesi endişesi, artan yaşam maliyetleri, gelecek belirsizliği… Bunların hepsi insanın zihnini sürekli meşgul ediyor. Bir noktadan sonra insanlar yaşamaktan çok hayatta kalmaya odaklanıyor. Gün geçiyor, sorumluluklar yerine getiriliyor ama insanın iç dünyasında sessiz bir yorgunluk birikiyor.
Ama mesele sadece ekonomi değil. Bazen insanın hayatını daraltan şey şartlardan çok kendi korkuları oluyor. İnsan memnun olmadığı bir hayatı sürdürmeyi, bilinmeyene adım atmaktan daha güvenli buluyor. Sevmediği bir işte kalmak, yıpratıcı bir ilişkiyi sürdürmek ya da kendi değerleriyle uyuşmayan bir hayatı yaşamaya devam etmek bu yüzden çok da şaşırtıcı değil. Çünkü değişim her zaman biraz risk taşır.
Tam burada aklıma Sartre geliyor. Sartre insan için çok basit ama sarsıcı bir cümle kurar: “İnsan seçimlerinden ibarettir.”
Bunu şöyle düşün. Bu söz, insan hayatındaki her şeyi seçer demek değildir. Ama şunu hatırlatır: İnsan bulunduğu koşullar karşısında bir tutum alır. Bazen seçim yapmadığını düşünür. Oysa çoğu zaman yaptığı şey değişmemeyi seçmektir.
Spinoza da özgürlük meselesine benzer bir yerden bakar. Ona göre insan çoğu zaman özgür olduğunu sanır. Çünkü yaptıklarının gerçek nedenlerini tam olarak görmez. Aslında Spinoza’nın söylediği şey biraz da şu: İnsan çoğu zaman kendini özgür sanır. Ama davranışlarını yönlendiren korkularını, alışkanlıklarını ya da tutkularını gerçekten fark etmez. Ona göre gerçek özgürlük, insanın önce kendini anlamasıyla başlar.
Modern toplum üzerine düşünen Erich Fromm da benzer bir noktaya dikkat çeker. Fromm der ki modern insan giderek “olmak” yerine “sahip olmak” üzerine kurulu bir hayat yaşamaya başlamıştır. Yani insan bazen sahip olduklarını korumaya çalışırken kendisi olarak var olmayı ihmal eder. Fromm bunu şu cümleyle anlatır: “Modern insan her şeye sahip olmak ister fakat kendisi olarak var olmayı giderek unutur.”
Bir de sürekli meşguliyet hali var. Gün içinde insanların ne kadar meşgul olduğunu fark etmek zor değil. Telefonlar, bildirimler, bitmeyen haber akışı gençlerin tabiriyle insta reelsleri… İnsan çoğu zaman durup düşünmeye bile vakit bulamıyor. Ama bazen insanın kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Gerçekten kendi seçtiğim hayatı mı yaşıyorum, yoksa bana sunulan ve çoğu zaman farkına bile varmadan kabul ettiğim bir dayatmanın hayatı mı yaşıyorum?
Çünkü hayatta kalmak ile yaşamak aynı şey değildir. Hayatta kalmak biyolojik bir süreçtir. Ama yaşamak, insanın kendi hayatına bilinçli bir şekilde katılmasıdır.
Kur’an’da Ra’d Suresi’nin 11. ayetinde şöyle denir: “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” Kur’an’nın bireysel yaşam ile ilgili ayetleri birlikte yorumladığımda ben şu mesajı alıyorum “İnsanların iç dünyasında, değerlerinde ve tutumlarında başlayan değişimler zamanla toplumun tamamına yansır ve toplumun değişimi öncelikle bireyden başlar”
Oysaki korktuğumuz değişim bazen düşündüğümüz gibi büyük kırılmalarla gelmez. Çoğu zaman küçük tercihlerle başlar. Ama son yıllarda haberlere baktığımızda insanın içi pek rahat etmiyor. Şiddet haberleri, uyuşturucu vakaları, bilişim dolandırıcılıkları… Özellikle kadına karşı şiddet, suça sürüklenen çocuklar hatta güncel haliyle bizlere ışık olan değerli öğretmenlerimize karşı fütursuzca işlenen suçlar… Bunları gördükçe insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Ölüm bir seçenek değildir.
Ama insan bazen yaşamayı bırakmayı seçebilir.
Acaba biz toplum olarak bunu mu yapıyoruz?
