BEYAZ ÖNLÜKLÜ CAN KORUYUCULAR
Bir gazeteci olarak en sevdiğin,
“Bulunmak istediğin ortamlar neresidir?” diye sorsalar;
Sıralama bellidir…
Şehit ailelerine verilen iftar yemekleri,
gazilerimize verilen iftar yemekleri,
Çin mezalimi altında inleyen Doğu Türkistanlıların iftar yemekleri
ve de gönlü vatan, millet sevdası ile atan
milliyetçi hekimlerin iftar yemekleri.
Evet, gönül dostları, biz sonuncusundayız:
Milliyetçi Hekimlerin iftar yemeğinde.
Yıllardır onlarla birlikte bir vatan, millet mücadelesi veriyoruz.
PKK’ya destek veren,
millî marşımızı okumayan,
nerelere hizmet ettiği bilinmeyen
İstanbul Tabip Odasını devirmek için,
doktorlarımızı daha ulvi değerlere yöneltecek bir
Milliyetçi Hekimler iktidarı için.
Çoğu dostumuz.
Siyah saçlı olarak başlayıp,
saçları kıra dönüşmüş yılların hocaları ile beraberiz.
Özetle, Milliyetçi Hekimlerin otağındayız.
Masamızda iki kadim dost gazeteci arkadaşım var:
TGRT, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü
Ercan Seki ile
Yeniçağ gazeteleri ve de TV Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Yabuloğlu.
Bu arkadaşlarla mesleğe polis muhabiri olarak,
45 yıl önce beraber başladık.
Hâlâ da beraberiz.
Ve Türk milliyetçiliğini şiar edinmiş kadim ve de kıdemli
hocalarımız:
Prof. Baki Kumbasar, Prof. Orhan Gedikli,
Prof. Erşan Aygün, Prof. Mustafa Dağdelen,
Prof. Dr. Salih Aydın ve Doç. Dr. Semih Uşaklıoğlu.
Ve de Milliyetçi Hekimlerin enerjik, sosyal ve de damardan,
Türk milliyetçisi Başkanı Dr. Yavuzhan Baş.
Masamızın bir diğer misafiri de Anahtar Parti İstanbul İl Başkanı,
yeğenimiz, uzman estetik cerrah Cahit Altuğhan Vural.
Evet, gönül dostları, bunlar bizim doktorlarımız.
Bir salon dolusu, Atatürk’ün kendini emanet ettiği doktorlarımız…
Onlar her zaman ön cephedeler.
Gecede, gündüzde,
depremlerde onları yanı başınızda görürsünüz.
Savaşlarda yaralandığınızda, berelendiğinizde,
hatta can çekiştiğinizde bile başınızda onlar vardır.
Hayatlarını hiçe sayarlar.
Çalışma saatleri yoktur.
Mesaileri yoktur.
Sadece hastaları vardır.
Telefonları hep açıktır; gecenin en geç saatinde bile
onlara ulaşabilirsiniz.
Sadece bir alo kadar uzaktadırlar.
Onlar, haşa yüce Tanrı’nın gücüne gitmesin,
Tanrı’nın eli gibidirler.
Can kurtarmaya,
acımızı kesmeye,
yaralarımızı onarmaya hep hazırdırlar.
Onların dur durakları yoktur.
Çünkü insan hayatını kurtarma gibi
kutsal bir görevleri vardır.
Maalesef aile kavramları bile yoktur.
Onların aileleri çoğu zaman hastalarıdır.
Kutsal bir meslektir doktorluk.
O beyaz önlüklerini giydiklerinde,
hayat, beceri, merhamet, vicdan ve de acımak
denkleminde düz bir yolda ilerlerler.
Bazen de maalesef hoyrat ellerin saldırısına uğrarlar.
Ama yılmazlar.
Özetle dostlar, doktor olmak büyük bir sorumluluktur.
İşte böyle bir sorumluluk sahibi doktorlarımızla birlikte
orucumuzu eda ediyoruz.
Bu ortamda çok mutluyuz.
Çünkü burada bayrak kokusu var,
vatan koruma gözü pekliği var,
burada insana, millete, vatana sevgi var.
Ne mutlu böyle doktorlarımız olduğu için,
ne mutlu böylesine güzel insanları yetiştiren
anne babalarımız olduğu için.
