NÜFUSUMUZU BÖYLE Mİ? ARTIRACAĞIZ!
Nüfus artış oranımız 2,1'lerden 1,5'lara düştü.
Bunun anlamı ne?
Ülke olarak yaşlanıyoruz demek.
Ülke nüfusu yaşlanınca ne olur?
İşgücü düşer, emekli sayısı artar, ekonomik büyüme yavaşlar, güvenlik tehlikeye girer, askere gidecek genç sayısı azalır.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Devletin sosyal harcamaları karşılanamaz düzeye gelir.
Özetle, devletin sürdürülebilirliği tehlikeye girer.
Bu durum devlet açısından çok büyük bir risktir.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın yıllardır söylediği “En az üç çocuk” söylemi, bu tehlikeyi gördüğü içindir.
PEKİ, DEVLET BU KONUDA NE YAPIYOR?
Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler bu tehlikeyi gördükleri için doğum oranını artırmak, hanımlarımızı daha çok çocuk yapmaya teşvik etmek amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı aracılığıyla çeşitli tedbirler alıyor ve uyguluyor.
Doğum yapan hanımlarımıza 24 aya kadar doğum izni,
Birinci, ikinci ve üçüncü çocuk için aylık 6.500 liraya yakın devlet desteği,
SGK'dan 83 bin liraya kadar doğum ve hastane masrafı desteği,
Kadın doğum ve çocuk hastanelerinin sayısının artırılması.
Özetle devlet, doğumu artırmak için bunun gibi birçok desteği kadınlarımızın hizmetine sunuyor.
Evet, gönül dostları,
Buraya kadar her şey güzel.
Peki, uygulamada neler oluyor?
Bazen garip, anlaşılmaz ve hedefe yönelmesi gereken yatırımlar hedeften saptırılıyor.
Aynı, Bağcılar Devlet Araştırma Hastanesine ek bina olarak yaptırılan Kadın Doğum ve Pediatri Hastanesinde olduğu gibi.
Hastanenin ihalesi 2020 yılında yapıldı.
2,5 yılda tamamlanması planlandı.
5 yılda ancak bitirilebildi.
Üç müteahhit değişti.
Menfaat ve çıkar hesapları yüzünden biri öldürüldü.
300 yatak olarak planlandı, sonradan 400 yatağa, daha sonra da 900 yatağa çıkarıldı.
Kadın doğum ve çocuk hastanesi olarak planlandı.
Şu an hastanede bu planlamadan eser yok.
Kadın ve çocuk ikinci plana düştü.
Hastaneye her türlü bölüm sıkıştırıldı.
İç hastalıkları, nöroloji, üroloji, göz vb.
Say sayabildiğin kadar.
İşin garip tarafı, hastanenin yatak sayısı 300'den 900'e kadar çıkarıldığı için doktorların odaları yok.
Hastanede otopark yok.
Daha da ötesi, hastanede oturacak yer bile yok.
İşin garibi, hastanenin yapım sürecinde yangın çıktı.
Kim çıkardı?
Niçin çıkardı?
O bir muamma.
Yangında hastane büyük zarar gördü.
Ardından deprem geldi ve inşaatın kötülüğü nedeniyle bu defa da depremde büyük zarar gördü.
Üç çocuk diyen, bu konuda her türlü desteğin verilmesini isteyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bu durumdan haberi var mı bilmiyoruz.
Ancak şunu biliyoruz:
Sağlık Bakanlığımız, Cumhurbaşkanımıza bu hastanenin açılışını iki defa yaptırdı.
Peki, şimdi bu soruları soralım:
Çocuk ve kadın doğum hastanesi olarak planlanan bu hastaneyi kim bu hâle getirdi?
300 yataklı olarak planlanan bir hastaneyi tıkış tıkış hâle getirerek 900 yatağa kim çıkardı?
Bu kadar kötü yönetilen, müteahhit ölümüne neden olan inşaat yapım sürecinden sorumlu olanlar kimlerdir?
Sorular çoğaltılabilir.
Ama soruların muhatabı bence Sağlık Bakanlığıdır.
Veya hastane yönetimidir.
Özetle dostlar, para ve menfaatin olduğu yerde devletin, doğumun ve güvenliğin önemi hep arka planda kalır.
Olaya bazı Çapanoğulları karışır.
Böylesine kötü bir tablo ortaya çıkar.
