HADİ GAYRİ CENNETE GİDELİM
1980'li yıllar.
Güneydoğu'da bir şeyhimiz var.
İsmini vermeyeyim.
Çoktan rahmetli olmuştur.
Şöhreti ülke sınırlarını aşmış,
Ortadoğu'ya kadar uzanmış.
Nefesi çok kuvvetli(!).
Üfledi mi uçuran cinsten.
Gazeteci olarak şu kutsal şeyhimizi bir ziyaret edelim dedik.
Sirkeci Doğu Bank İş Hanı'ndan,
Gizli kameralar dâhil bütün ekipmanımızı aldık,
Gazeteci arkadaşımla birlikte şeyhimizin yolunu tuttuk.
Polis muhabiri avantajımızı da kullanarak.
O ilin emniyet müdürü kadim bir dost aracılığıyla,
Gazeteci arkadaşım Osman, şeyhin yanına hizmetli olarak girdi,
Yani müridi oldu.
Şeyhimizin kapısının önü çok kalabalık.
2-3 km'nin üzerinde bir araç kuyruğu var.
Cahil cühela insanlarımız,
Şeyhimizin kutsal nefesinin peşinde.
Uzatmayalım, ben dışarıda Nikon F-3 fotoğraf makinemle,
Arkadaşım içeride şeyhimizi hem resimledik.
Hem de hizmet ettik.
Eşekle odununu taşıdık, tarlasını kazdık,
Evini temizledik.
Ve son gün geldi.
El pençe divan şeyhimizin huzuruna çıktık.
Ulu şeyhimiz dedik;
"Bir ay boyunca size hizmet ettik.
Bunun bize faydası ne olacak?".
Şeyhimiz kendinden çok emin;
"Evlatlar, hak vaki olduğunda, yani öldüğünüzde,
Sırat Köprüsü'nün başına geleceksiniz.
Köprü kıldan ince, usturadan keskindir.
Geçmeniz imkânsız.
Ben şeyhiniz olarak sizi sırtıma alıp karşıya geçirip,
Oradaki hurilere teslim edeceğim."
İçimizden, şeyhe bak dedik, Tanrı'nın haremine,
Erkek taşıyor.
Sadede gelirsek Tercüman Gazetesi o zamanlar 800 bin,
Bulvar Gazetesi de baskı sayısı olarak bir milyona dayanmıştı.
Röportaj yayınlandı.
Çok ses getirdi.
Ama şeyhimize yaramadı.
İkinci gün kendini Zincirbozan'da buldu.
Ne hikmettir...
Öbür dünyada bizi karşılayacak olan şeyhimiz,
Bu dünyada bir ay boyunca en kutsalına kadar çektiğimiz,
Fotoları görememiş, bizim kim olduğumuzu anlayamamıştı!
BU CENNET BAŞKA CENNET
İzmir'in dillere destan güzellikteki bir beldesinde,
Yazlık mekânı Gümüldür'deyiz.
Köy semt pazarı kurulmuş.
Yaşlılığa merdiven dayamış iki annemiz,
Ellerinde pazar arabaları, pazara doğru ilerliyorlar.
Bir taraftan da o güzelim Ege şivesi ile laflıyorlar:
"Cennet'e gidelim gari kız.
O fide, fidan ve de çiçekleri daha ucuza veriyor.
Tok gözlü."
Allah Allah, kimdir bu Cennet?
Diye merak ettik tabii.
Merakımız, pazar girişinde çiçek, meyve ve de,
Sebze fideleri arasında kaybolmuş nur yüzlü bir
Ege annemizi görünce giderildi.
Cennet annemiz pazarın gözdesi, hemen hemen,
Herkesin uğrak yeri,
Dürüst,
Çalışkan, namuslu,
Vefalı ve de sebatkâr.
Doğduğunda o kadar güzel bir yüzü varmış ki!
Anacığı ona bakar bakmaz beyine;
"Cennet gibi bir kız çocuğu.
Adını Cennet koyalım." der.
Ve adı Cennet olur.
Cennet annemiz espri de kaldıran türden.
Adın Cennet olduğuna göre bizim de cennete gitmemizde,
Yardımcı olursun diye takılıyorum.
Elini göğe doğru kaldırarak;
"Ben oranın işine karışmam." diyor.
Bizi sırtında taşıyarak cennete götürecek olan sahte Tanrı elçisi,
Şeyhimizin aksine!
Cennet annemizin şimdilerde tek derdi torun.
Evlenecek çağdaki iki kızı bir türlü eş beğenmiyormuş!
Ha, bu arada pazardan kârlı çıktık.
Nur yüzlü Cennet annemiz, aldığımız sebze fidelerinin yanında,
Bize güzel bir çiçek fidesi de hediye etti.
Çiçeğimiz hâlâ bahçemizde büyüyor.
Özetle dostlar, Tanrı bizi din tüccarı,
Sahte cennetçilerden korusun.
Ama düzgün Anadolu insanı Cennet annelerimizi,
Başımızdan hiç eksik etmesin.
