İstanbul
Açık
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

BAYRAK: BİR BEZ PARÇASI DEĞİL, ŞEHİTLERİN KANIDIR

YAYINLAMA:

Geçtiğimiz günlerde Nusaybin sınırında yaşanan hadise, bu milletin yüreğine saplandı. Şanlı bayrağımıza uzanan o eller, sadece bir kumaşa değil; bu toprakların ruhuna, bu milletin namusuna, bu vatanın bekâsına uzandı.

Önce şunu anlayalım: Bayrak nedir? Sözlüklerde “bir devletin simgesi olan kumaş parçası” diye tanımlanır. Ama bu tanım, bizim bayrağımız için ne kadar da yetersiz ve sığ kalıyor! Bizim bayrağımız; üzerindeki al rengiyle, bu toprakları vatan kılmak için canını feda eden milyonlarca şehidin kanıyla boyanmıştır. O kırmızı, herhangi bir renk değil; Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kut’ül Amare’de, Sarıkamış’ta ve daha nice cephede akan asil kanın rengidir.

Tarihimize şöyle bir bakın: Fatih’in İstanbul surlarına diktiği hilalden, oradan Osmanlı’nın koca bir imparatorluğu üç kıtada dalgalandırdığı ay yıldıza kadar bayrak; hep bu milletin en aziz emaneti olmuştur. Padişahlar geldi geçti, imparatorluklar kuruldu, yıkıldı; ama o bayrak hep göklerde dalgalandı, hep bu milletin üzerinde bir koruyucu örtü gibi durdu.

Çanakkale’yi düşünün. 1915’te dünyanın en büyük donanmaları bu topraklara saldırdığında cephanemiz bitmişti; askerimiz yorgundu, açtı, yaralıydı. Ama o askerler, göğüslerini düşman mermilerine siper ettiler. Neden? Çünkü arkalarında bayrak vardı. O bayrağın düşmemesi için, o hilalin sönmemesi için canlarını verdiler. Seyit Onbaşı, insan gücünün kaldıramayacağı ağırlıktaki mermiyi tek başına taşıdı. Sorulsa neden yaptığı, cevabı hazırdı: “Bayrak için, vatan için!”

Arif Nihat Asya, “Bayrak” şiirinde “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü” diye seslenir bayrağa. “Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü” der. Bayrak; hem mutluluğumuzun simgesi hem de şehitlerimizin son örtüsüdür. Bir şehit toprağa verilirken üzerine bayrak örtülür. Çünkü o şehit, o bayrağı korumak için canını vermiştir. Ve şimdi o bayrak, onu son yolculuğunda sarıp sarmalar.

Peki, şehit olmak ne demek, hiç düşündünüz mü? Bir genç, daha hayatının baharındayken; ailesini, sevdiklerini, hayallerini geride bırakıp cepheye gider. Ölümün her an ensesinde olduğunu bilerek savaşır. Ve bir gün, düşman kurşunuyla yere düşer. Son nefesinde bile gözleri bayrağı arar. Çünkü o bilir ki; o bayrak dalgalandığı sürece, onun canı boşa gitmemiştir.

Şimdi en önemli soru şu: Biz bu bayrağı, bu değerleri gelecek nesillere nasıl aktaracağız? Okullarımızda bayrak sevgisi yeteri kadar işleniyor mu? Ailelerimizde bu aziz değerler konuşuluyor mu? Gençlerimiz, ecdadının bu bayrak için neler yaptığını biliyor mu?

Ben inanıyorum ki bu millet, kendi değerlerine sahip çıkacak güce ve iradeye sahiptir. Nusaybin’de yaşananlar istisnai bir olaydır ve bu milletin genelini yansıtmaz. Ama bu olay bize bir uyarı niteliğindedir: Değerlerimize sahip çıkmazsak, onları gelecek nesillere aktarmazsak, yarın daha büyük sıkıntılarla karşılaşabiliriz.

Son Söz: Bayrak düşmez, ezan dinmez, vatan bölünmez!
Bu yazıyı bitirirken bir kez daha vurgulamak istiyorum: Bayrak, bir bez parçası değildir. O; şehitlerin kanı, annelerin gözyaşı, gazilerin yarasıdır. O; bu milletin namusu, şerefi ve onurudur. O, göklerde dalgalandığı sürece bu millet var olacak, bu topraklar vatan kalacaktır.

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *