İstanbul
Açık
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

DEVLETTEN BİR YILDIZ KAYDI BİR HÜSAMETTİN CİNDORUK YAZISI

YAYINLAMA:

1960’lı yıllar.

Üniversitedeyiz.

Aile büyüğümüz abim Mahmut Öncü, Adalet Partisi İlçe Teşkilatında.

Rahmetliler…

İlçe Başkanı Mustafa Kızıltan, zamanın Silivri Belediye Başkanı Şaban Demiray.

Ve de Silivri ilçesinin ağası rahmetli Feyyaz Altınorak.

O zamanlar Hüsamettin Cindoruk da Adalet Partisi İstanbul İl Başkanı idi.

Feyyaz Abi, Silivri’nin en zenginlerindendi.

Tarlalarının çoğu deniz kenarında idi ve ucu bucağı görünmezdi.

Memleketi olan Bosna’dan bir eşek yükü altınla Türkiye’ye göçtüğü söylentisi dillerdeydi.

Zaman içinde her Silivri’ye gidişimizde bu ağabeyleri ziyaret eder, ellerini öperdim.

XXX

Öze gelirsek sanırım 1978 yılları falandı.

Abimden bir telefon geldi:

“Ali, Feyyaz ile Hüsamettin abin Ankara’da, git ellerini bir öp, hatırlarını sor.” dedi.

Öyle de yaptım.

Yanıma, Bahçelievler’de ev arkadaşım, şimdiki eczacı Levent kardeşimi alarak siyasilerin o zamanki toplanma yeri Stat Oteli’ne gittik.

O yıllarda siyasilerin yanına şimdiki gibi yüz metreden yaklaşamama gibi bir sorun yoktu.

Baktık, bir büyük masa ve de yemek yiyorlar.

AP’nin ağır topları ile birlikte oradalar.

Cavit Çağlar, Orhan Cemal Fersoy, Barlas Küntay.

Nahit Menteşe, Hüsamettin Cindoruk ve de Feyyaz Altınorak lakabı ile maruf Feyyaz Bey.

1.70 boyunda, kara kuru, üzerine et koymayan türden bir adamdım.

Beni ilk gören de Feyyaz Abi oldu:

“Geleceğin büyük gazetecisi evladımız Ali gelmiş. Gel bakalım.” diyerek işaret etti.

Masaya gittim, ellerini öptüm.

Hüsamettin Abi beni görünce:

“Feyyaz,” dedi, “bu bizim Mahmut Öncü biraz cimri. Ali’ye iyi bakmıyor. Baksana, çocuk bir deri bir kemik kalmış. Ali’yi biraz etlendirmemiz lazım, ne diyorsun?”

Masanın maskarası olmuştuk, her kafadan bir ses çıkıyordu.

Çoğu da rahmetli Süleyman Demirel’in gözdeleri, bakanlarıydı.

Feyyaz Altınorak tabii beni de Çanta köylü Ali Öncü olarak çok severdi.

Stat Oteli’nin balo salonu müdürünü çağırdı:

“Evlat,” dedi, “şu iki delikanlıyı al, karınlarını tıka basa doyur, Ali Öncü’ye de otelin platin kartını ver. Canı istediğinde gelip yesin, içsin. Benim hesabıma yazılsın.”

Levent’le gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı.

Evden gelen cüzi harçlıkla geçinen bir öğrenci için bu durum, millî piyangodan çıkan büyük ikramiye gibi bir şeydi.

Beş yıldızlı bir otelde canımız istediğince yeme içmeden bahsediyoruz.

Masadan eller öpülerek ayrıldık.

Yedik, içtik, kartımızı da aldık.

Ve bu kart bize o talebelik yıllarında çok yaradı.

Cebimizde para, öğrenci harçlığı kadardı.

Ama kız arkadaşlarımızı alıp Stat Oteli’ne götürüyor, Sakıp Sabancı zengini havasında yediriyor, içiriyor, havamızı atıyorduk.

Milyoner havasındaydık yani.

Aslında silkeleseler üzerimizden üç beş kuruş ya çıkar ya çıkmazdı.

Üniversiteyi bitirdik.

Temel amaç TRT’ye girmekti.

Konuyu Hüsamettin Abi’ye açtım:

“Ali, imtihanına gir, hallederiz. Ama abini dinlersen boş ver TRT’yi. Şimdilerde Ecevit iktidarda, sana orada gün yüzü göstermezler. İstanbul’a gel, ben seni Tercüman gazetesine sokayım.” dedi.

Dinledim tabii.

Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi, İstanbul’a dönüş, bir deniz çocuğu olarak beni sevindirmişti.

Tek üzüntüm, kader ev arkadaşlarım Diş Hekimi Ahmet Altan ile Levent’ten ayrılmaktı.

Sonrası, Hüsamettin Abinin Beyoğlu Mısır Hanı’ndaki makamındaydım.

O zamanki sekreteri, güleç yüzlü, dünya güzeli ve hâlâ görüştüğüm Ayşe Toprak Samancı beni içeri aldı.

Ayşe’nin abisi Binali Toprak da Hüsamettin abinin asistanı, sağ kolu, ailenin adeta bir evladıydı.

Bugün Hüsamettin Cindoruk’un ölüm haberi geldiğinde, Binali telefonda hüngür hüngür ağlıyordu.

Neyse…

Hüsamettin Cindoruk iş bitirici bir adamdı.

Elime bir not verdi:

“Ali, Kemal Ilıcak’la görüştüm, okey aldım. Rauf Tamer ile Vedat Zeydanlı seni gazetede bekliyor. Güzel bir savaş makinesi alarak onların yanına git.” dedi.

Öyle de yaptım.

Fotoğraf makine setimi, teybimi, çantamı Doğu Bank’tan aldım.

Ve Tercüman gazetesinin yolunu tuttum.

Gittiğim adamlar kafa adamlardı.

Hemen işe başlattırdılar.

Başlarda biraz acemilik çektik.

Çünkü aktif gazetecilik, üniversitede öğretilen gibi pek değildi.

Başlangıçta tam olarak haber yazmasını bile beceremez hâldeydik.

Neyse, orası ocağımız oldu.

Girdiğimiz günden kapanana kadar hep oradaydık.

Tercüman gazetesine girdiğimizde sıkı bir kır atçıydık.

Savaş muhabirliğine dönüp, yedi yılımız Güneydoğu’da terörle iç içe haberci olarak geçince, oradaki ihanetleri, arkadan vurmaları, kahpelikleri görünce iyi bir Türk milliyetçisi olarak ülkücü duruşa geçtik.

X

Ekmek verene vefa göstermek lazım.

Hüsamettin Ağabeyi son dakikasına kadar ayda en az bir iki kere olmak üzere aradım, sordum, bir emri olup olmadığından dem vurdum.

Muhterem eşi Dilek Hanım beni sesimden tanır, “Hemen vereyim Hüsamettin abini.” derdi.

Teşvikiye’deki evlerine defalarca, gerek röportaj gerek hatır sormak için hep gittim.

Son 4-5 aydır hastalığından haberim vardı.

Amerikan Hastanesinde yatıyordu.

Gidip görmek istediğimde, Ayşe ile abisi Binali, yoğun bakımda olduğunu, göremeyeceğimi söylediler.

Hüsamettin Ağabey ile 50 yıllık abi kardeş ilişkilerimizde çok özel anları paylaştık.

Onun sayesinde benim söylememle çok kişiyi iş sahibi, ekmek sahibi yaptık.

Muhteşem bir insandı. Korkunç derecede mücadeleciydi.

Zaten sıkıyönetim dönemlerinde genç avukatlığı ile siyasileri savunarak bu mücadeleciliğini göstermişti.

İş biticiydi ve de asla kibir sahibi değildi.

Bana göre ülkemizden büyük bir yıldız, büyük bir devlet adamı göçtü, kaydı.

Bugün Teşvikiye Camii’nde son görevimizi yapıp onu yüce Tanrı’nın yanına gönderdik.

Mekânı cennet olsun.

Yüce Tanrı taksiratlarını affetsin.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız