16 Aralık 2025
Facebook
Twitter
Instagram
YouTube
İstanbul
Açık
5°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

Hz. Peygamber'in hoşgörü anlayışı...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Arapça'da ''semaha'' kökünden gelen müsamaha, affetmek ve bağışlamaktır.Türkçemizdeki karşılığı hoşgörüdür.Müsamaha bir terim olarak, olgun ve iyi niyet sahibi kimselerin çevresinde bulunan herkese ayırım yapmadan uyguladıkları anlayışlı ve yumuşak davranıştır.Bunun ancak üstün bir ahlaka sahip kimselere ait yüce bir fazilet olduğu bir gerçektir.

Hz. Peygamberin getirdiği dine ''İslâm'' isminin verilmesi, diğer anlamların yanı sıra bu dinin ''müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu göstermektedir.'' Nitekim İslâm kelimesinin çeşitli anlamları arasında sulh, barış ve uzlaşma gibi anlamları da bulmak mümkündür.

Kur'ân-ı Kerim'deki konuyla ilgili âyetlerden bir kaçına göz atalım:

''O takva sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.''

(Al-i İmran, 134)

''…İyilik ve Allah'ın yasaklarından sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir.'' (Mâide, 2)

''Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.''(Hucurat, 10)

''Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir''(Teğabun, 14)

Hoşgörülü olmanın şartları:

1- Nefis muhasebesi yapmak: ''Kendinizi beğenip temize çıkarmayın.'' (Necm, 32)

2-İnsanların kusurlarını örtmek:

Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurur:''Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter.'' (Müslim)

3- Öfkeyi yenmek:

''O takva sahipleridir ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları affeder.''

(Al-i İmran, 134)

''Güçlü, kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü öfke anında kendine sahip olandır.'' (Buharî)

4- Affedici olmak:

''Ey Nebi! Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.'' (A'raf, 199)

5- Beddua edici olmamak:

Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: ''Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Rahmet olarak gönderildim.'' (Müslim)

6- Sû-i zan etmemek:

''Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.'' (Hucurat, 12)

7- Kibir ve gururdan sakınmak: ''İnsanlara yanağını bükme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.''(Lokman, 18)

Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: ''Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.'' (Müslim)

8- İnsanlarla alay etmemek:

''Ey iman edenler! Sizden bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki kendilerinden daha iyidirler.'' (Hucurat, 11)

9- Sabırlı olmak: ''Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.'' (Enfal, 46)

Hz. Peygamber de: ''Hiç kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir bağışta bulunulmamıştır.'' buyurmuştur. (Buhârî)

Aile hayatında hoşgörü hanımlara karşı iyi davranmak, çocuklara sevgi ve şefkatle yaklaşmak ve anne-babanın hukukuna riâyet etmekle sağlanır. Bu konularda Hz. Peygamber model ve örnek şahsiyettir. Onun eşlerine nasıl merhametle, iyilikle, sabırla, sevgıyle yaklaştığı bilinen bir husustur.

Hz. Peygamber hicretten sonra, Medine şehrinin önemli unsurlarından olan ve kendisinin Medine'ye gelişinden pek memnun olmadıkları anlaşılan Yahudiler'e karşı olumlu ve ılımlı davranmış, onlarla anlaşma arzusu içinde olduğunu hissettirmiştir. Nitekim onları, aralarında ortak olan bir kelimeye davet etmiş, namazlarında onların kıblesi olan Beytü'l-Makdis'e yönelmiş; Müslümanlar'ın, Yahudiler tarafından kesilen hayvanları yemelerine ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin vermiştir. Yahudiler'i İslâm dinine ısındırmak için önünden geçen Yahudi cenazesine saygı gösterip, ayağa kalkmış ve bunu Ashâbına tavsiye etmiştir. Yine Hz. Peygamber, müşriklerin girmesini yasakladığı mescide, Ehl-i kitab olan Yahudiler'in girmesine izin vermiştir. Hz. Peygamberin Yahudiler'e karşı izlediği olumlu tavırlar sonucu az sayıda da olsa bazı Yahudiler'in Müslüman olduğunu bilmekteyiz. Abdullah b. Selâm, Sa'lebe b. Sa'ye, Esîd b. Sa'ye, Esed b. Ubeyd, Muhayrık, Meymûn b. Yâmin gibi Yahudiler İslâm'ı kabul etmişlerdir. Bir gün Rasûlullah, Ashâbıyla mescidde otururken oraya bir bedevî geldi ve kalkıp mescidin bir köşesine işemeye başladı. Ashâb-ı Kirâm öfkeyle bağrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Rasûlullah, derhal ashâbına müdahale ederek: ''Bırakın adamı, görsün işini!'' buyurdu ve oraya bir kova su getirilip dökülmesini emretti. Sonra bedevîyi çağırıp burasının mescid olduğunu, pisletmenin, kirletmenin doğru olmayacağını anlattı. Mescidlerde Allah'ın zikredildiğini, namaz kılındığını, Kur'ân okunduğunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna etti.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *