İstanbul
Parçalı az bulutlu
0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

İnsanlarla Alay Etmek...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kur'an-ı Kerim'in, insanlarla alay edip birtakım hareket ve işaretlaerle onları küçümseyenleri şiddetle uyaran bir sûresi vardır ki adı Hümeze Süresidir:

''İnsanları dliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işaretler yapıp alay eden herfesad kişinin vay haline! O ki, mal yığdı, onu saydı, durdu. Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanıyor. Hayır, andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. Bir ateş ki, gönüllere işler. O, onların üzerine kapatılıp kilitlenecektir. Kendileri, uzatılmış direkler arasında bağlı olarak, kalacaklardır''. (Hümeze, 104)

Hemz; kırmak, yere çalmak anlamlarına gelir. İnsanların şahsiyet ve namuslarına dil uzatmaya, onlarla alay ederek, onları incitmeğe de isti'are yoluyla hemz denmiştir. Birinin namus, neseb ve haysiyetiyle oynayıp insanları incitmeyi, kötüleyip kınamayı adet edinmiş koğucu kimselere hümeze denir. Lemz kökünden gelen Hümeze de, insanlara kulp takmak, kaş göz işaretleriyle birini başkalarına göstererek hakir görmek anlamalarına gelir.

Ebû Ubeyde'ye göre hümeze ve lümeze aynı anlama gelir; dedikoducu demektir.

Bir başka tefsire göre, hemz birini yüzüne karşı, lemz ise, arkasından kötülemek; yahut hemz el ve göz işaretleriyle, lemz. de dil ile kötülemek, çekiştirmektir. (Fethülkadir).

İbn Abbas'a göre hümeze, ''gıybet eden, lümeze de kulp takan, taşlayan demektir.''

Hasan-ı Basri de; ''hümeze, yanında oturanı, gözünü eğerek kötüleyen, din kardeşinin gıybetini edip kınayandır, '' demiştir.

İbn. Abbas'tan gelen bir rivayete göre de hümeze; lümeze; ''söz götürüp getirerek insanları birbirine katan, insanlara kötü sıfatlar takan kimselerdir.''

Fahre'd-din Razi, bu rivayetleri aktardıktan sonra şöyle diyor:

''Birabirine yakın olan bu görüşlerin hepsi, bir köke varır ki, o da taşlama, kusur bulmadır. Bu hareket de iki kısma ayrılır:

Hased, kin zamanında olduğu üzere ya ciddi olur veya eğlence, alay zamanında olduğu üzere şaka için olur. Bunların her biri de ya dinle ilgili bir şey hakkında olur veya şekil, yürümek, oturmak ve benzeri şeyler hakkında olur. Bu dört kısım da kusur bulmada ya orada mevcut biri veya mevcudolmayan biri hakkında olur. Her iki durumda da kusur bulma, ya sözle veya kaş, göz ve sair organların işaretiyle olur. Bu davranışların hepsi âyetlerin yasakaladığı davranışlar kapsamına girer. Sözün, dil bakımından ne için, hangi kavram için kullanılmış olması önemlidir. Eğer bir kavram, sözün konulduğu kavram ise o, yasak kapsamındadır. Şayet söz, o kavram için konulamamış ise o da kıyas-ı celi yoluyla yasak kapsamına girer. Peygamber (s.a.v.) dinde en büyük mevki sahibi olduğundan onu taşlamak kıyas-ı celi yoluyla Allah katında büyük günahtır.'' (Mefahatül-gayb)

''Ey inananlar, bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin. Belki alay ettikleri kimseler, kendilerinden iyidirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki onlar, kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın; birbirinizi kötü laakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra fısk adı, ne kötü bir şeydir! Kim tevbe etmezse, işte onlar, zâlimlerdir.'' 8Hucrat, 49/11)

Bu ayette başkalarıyla alay etmek, kaş göz işaretleriyle insanları küçümsemek, insanlara kötü lakaplar takmak yasaklanmaktadır.

''Ey inananlar, bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin. Belki alay ettikleri, kendilearinden iyidirler''

İbn. Abbas'a dayanan bir rivayete göre; Sabit İbn Kays İbn Şemmas, ağır işitirdi. Meclise geldiği zaman Allah'ın Elçisine yakın oturup peygamber'in sözlerini işitebilmesi için daha önce gelenler, ona yer verirlerdi. Bir gün Sabit geç kalmış, sabah namazının birinci rek'atine yetişememişti. Hz. Peygamber namazı bitirip cemaate dönünce ashabı yanında oturmak için yerlerini aldılar. Kalabalık olduğu için peygamber'in yanında başka kimseye yer kalmamıştı. Sabit namazını bitirince insanların omuzlarını okşayarak Allah Elçisinin yanına doğru yürümeğe başladı. ''Yer açın, yer açın'' diyordu. Cemaat de ona yer açıyordu. Allah'ın Elçisinin yanına kadar vardı. Arada tek bir adam kaldı. Ona da; ''Yer aç'' deyince, adam:

''İşte yer buldun, otursana, '' dedi.

Sabit, kızarak onun arkasına oturdu. Ortalık ağarınca Sabit adamı işaretle çekiştirerek;

''Bu da kim?'' dedi.

Adam:

''Ben falanım, '' dedi.

Sabit:

''Ha, falan kadının oğlu mu?'' dedi.

Cahiliyye döneminde kötü görülen bir kadının adını andı yani anasının vaktiyle fahişe olduğunu anlatmak istedi. Adam boynunu büktü, utandı. İşte ayetin ilk cümlesi, bu ve benzeri alay etme, küçük düşürme, küçümseme, kaş göz işaretleriyle çekiştirme eylemlerini yasaklamaktadır.

"Kadınlar da birbirleriyle alay etmesinler. Belki alay ettikleri, kendilerinden iyidir." cümlesinin de peyagamber hanımlarından bazılarının, İsrailoğlu kökenli peygamber zevcesi Safiyye'yi küçümsemeleri ile ilgili olarak indiği söylenirse de, gerçekte âyet bir bütündür. Bir cümlesi bir olay, diğeri başka bir olay üzerine indiğini söylemek, âyeti çeşitli âyetlere bölmek demektir.

''Birbirinizde kusur aramayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra fısk adı ile çağırmak, ne kötü bir şeydir! Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalimlerdir.'' cümlesinde de insanların birbirlerini kaş göz işaretleriyle çekiştirip küçümsemeleri, birbirlerine kötü lakaplar takmaları, hakaret etmeleri yasaklanmakta ve böyle şeyler yapanların zalimler oldukları vurgulanmaktadır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *